29 Temmuz 2016 Cuma

Annem, babam, eşim, ailem...

























Bugün annemi sonsuzluğa göndereli 6 yıl olacak, babam gideli ise koskoca 13 yıl geçti. Seslerini unutmaya başladım, yüzleri ise zaman zaman gözümün önüne gelip gidiyor ama içimdeki boşlukları, özlemleri, rüyalarımdaki sarılmalarım hiç değişmiyor. Onların hasretiyle kavrulurken şükürler olsun ki Allah önce yeryüzündeki melek canım eşimi ve sonra onun güzel ailesini bana hediye etti. 

Hep gece olan hayatım güne, hep yangında olan kalbim huzurlara kavuştu, ben onlar sayesinde yeniden doğdum, çok şükür, bin şükür 🙏🏻🙏🏻🙏🏻 

28 Mart 2016 Pazartesi

İstanbul Kafası

Bahar geldi; dallar çiçeklendi, kuşlar böcekler dillendi, toprak deniz ısınmaya, güneş ışıldamaya başladı şimdilerde...
Zaten sosyal medyada gösterdiğimiz üzere hepimiz mutluluktan uçuyoruz. Gezmeler, tozmalar, hem en piyasa yerlerde boy göstermeler hem kimsenin bilmediği ücra köşeleri ilk keşfetme elitzmi... Avrupa, Amerika kapı komşumuz, hepsinde hemen check-in yapalım.
Üstümüz başımız ne kadar markaysa o kadar kaliteliyiz, yediğimiz yemediğimiz hepsi önümüzde alasını biz yaşıyoruz.

Yanlış anlamayın toplum sosyologluğu yapmaya gelmedim buraya, herkesin yaşadığı kendine, ben kimim ki...

Benim size diyeceğim başka...
Hepimiz bir pozitiflik, Polyanna'cılık furyasına takıldık gidiyoruz, olumlamalar yapıp evrene pembeler gönderiyoruz ama yine de psikologların odalarından çıkamıyoruz ya...

Acaba diyorum, bu kadar egomuzun esiri olmasak, bu kadar gözlerimize sokmasak şahane! hayatlarımızı birbirimizin, daha az acıtsak birbirimizin kanayan yaralarını, keşke koyabilsek gerçekten birbirimizin yerine kendimizi....
İnsanız ya içimizi parçalayan acılar çektiğimizi, üzüntünün de hayatın tam içinde olduğunu, kor bıçak gibi bizi bilediğini, korkularımız, eksikliklerimiz olduğunu, etrafımızda gün aşırı bombalar patlarken, onlarca gencecik canlar vatanımız uğruna kalleş bir kurşunla yok olurken, İstanbul gibi bir zamanlar taşı toprağı altın olan bir şehrin artık taşı toprağından hainlikler, kancıklıklar fışkırdığını, insandan korkar olduğumuzu, yaşamak için debelendiğimizi, annemizin-babamızın- tüm yitirdiklerimizin hasretinden kavrulduğumuzu koca koca hayatlarımızda yalnızlıklar içinde kaldığımızı itiraf edebilsek önce kendimize... sonra buldumcuk Facebook/Instagram hesaplarımıza..
..
Dinleyeceğiniz bu şarkı tüm bu duygularımı kağıda dökmeme vesile Dolunay Obruk'un güzel sesiyle seslendirdiği, Levent Erden'in programı "İstanbul Kafası" adlı programının jenerik müziğidir.
Ağlamak serbesttir!
Yapanlara, dinlerken İstanbul'un kavurduğu yaralara selam olsun!

https://www.youtube.com/watch?v=VqzDqsW9jY0


4 Kasım 2015 Çarşamba

New Balance Türkiye'ye Neler oluyor?!

Son 2 günde beni delirme noktasına getiren New Balance Türkiye'ye yazdığım aşağıdaki şikayet mektubunun cevap alabilmesini umuyorum;
------------------------

20/10/2015 tarihinde Palladium mağazanından xxxTL'lik bir ayakkabı satın aldım ve 21/10/2015 tarihinde aynı mağazaya iade ettim.

İade, pos'iniz üzerinden -nedense!- yapılamadı ve satış danışmanı ------ bey merkeze mail atacağını ve 1 sonraki gün iadenin hesabıma geçeceğini söyledi.

Üzerinden geçen 13 gün sabırla bekledikten sonra kredi kartı ekstremde 2. taksi de görünce bekleyecek sabrım kalmadı.

Mağazayı aradığımda satış için bin takla atan danışmanların dünyadan haberi yok ve cevap vermeden telefonu kapatmak için adeta uğraştıklarını gördüm! 
Verdikleri tek cevap;
"Biz merkeze mail attık"
"Cevap geldi mi, peki aradınız mı, ne zaman iade edilecek, ertesi gün iade demiştiniz üzerinden 2 hafta geçti, bana geri dönecek misiniz" gibi sorularıma cevap yok, hatta resmen geri dönmeye tenezzül bile etmeyecekleri çok bariz olan bir ifadeyle konuşuyorlar.
Aynı tarzla maalesef ki Müşteri Hizmetleri'nizi aradığımda da karşılaştım. 
Verilen tek cevap "Biz ilgili bölüme ilettik".
Mağazadan, Müşteri Hizmetleri'nden ve Sosyal Medya'dan da cevap alamayınca bugün 2. kez aramak zorunda kaldım.
Verilen tek cevap yine "ilgili bölüme aktardık" ve "iadenin ne zaman hesabınıza geçeceğini bilemeyiz"!!!!

New Balance Türkiye olarak iade işleminin kartıma yapılıp yapılmadığının cevabı yok!!! Bankanın ne zaman iade edeceği tabii ki sizin sorumluluğunuzda değil ama New Balance Türkiye'nin bu işlemi yapıp yapmadığının cevabını alamamak sizin gibi kurumsal sandığım bir firma adına çok üzücü!!!

Tamamen aynı sorunu yaklaşık 6 ay önce yine Erenköy mağazanızda yaşamıştım ve günlerce uğraşıp, defalarca mağaza-merkeziniz-bankamı aradıktan sonra sonuç almıştım.

Bu 2 kötü tecrübem beni New Balance'tan tamamen soğuttu. Artık mahalle bakkallarının bile 1 saniyede yapabildiği bu işlemi 15 günde yapamamanız, böylesine sadık bir müşterinizi bu kadar uğraştırıp kendinize küstürmeniz ve 2. kez aynı çözümsüzlüğü bana yaşattığınız için sizler için çok üzgünüm.

Çok acil olarak işlem iadesinin yapıldığına dair tarafınızdan geri dönüş bekliyorum, aksi takdirde tüketici haklarım için yasal işlemleri başlatacağımı bildirmek durumundayım.

Gider Pusulası no: xxxxx

Syg.


Neslihan V. Kılıç Hacıalioğlu

22 Mayıs 2015 Cuma

İyi çıkmış fotoğraflar!

Bir dönem; çok okuyup, çok yazdığım bir dönem, ne büyük iştahla okurdum Haşmet Babaoğlu'nu.

Sabah bilgisayarımı açar açmaz baktığım ilk sayfalardan biriydi onun köşesi. Hey yazısını hatmeder, tad aldıklarımı üst üste birkaç kez okur, etkilendiğim cümleleri "Yazı Çalışmaları" klasörüme kaydeder, ilk kez ondan okuduğum birçok kelimeye tdk.gov.tr 'den bakıp öğrenir, daha sonra yazacağım yazılarda kullanmak üzere bir kenara not ederdim.

Vaktim oldukça eski yazılarına gider, onunla beraber kalabalık ve popüler tatil beldelerindense sakin ve huzurlu Ege kasabalarını gezer, melankolinin vakur ağırlığına kapılırdım.

Yaşadığım birçok değişiklik çoğu sabah bilgisayar açmadan hayata paldır küldür katılmama sebep olduktan sonra rutin alışkanlıklarımı bırakmak zorunda kaldım.

Evet aralarda yine şöyle bir göze atıyordum Haşmet'in köşesine ama ne aklım eski sakinliğiyle okuyabiliyordu yazdıklarını ne de dilimde eski tad kalmıştı...

Bugün, vaktim olduğu bir an hızlı bir solukta birçok yazısını okudum yine eski günlerdeki gibi.
Ve yine eski günlerdeki gibi "ben olsam birebir aynı satırları yazardım" dediğim bir yazısını alıp buraya yapıştırmak istedim.

Artı bir kişinin bile okumasına sebep olursam ne mutlu bana :-)


Nessie, sahte fotolara gıcık olan kişi...

Yazı Tarihi: 22 Mayıs 2015




Pazar notları:
Birini sevmek, kaçmaktır; ona doğru kaçmak... 
***

Canımızı sıkan mecburiyetlerden, değeri bilinmemiş saflıklarımızdan, altından kalkamadığımız yükler ve ödevlerden, kalbimizi sıkıştıran hınçlar ve hırslardan, unutamadığımız mağlubiyetler ve her şeye rağmen utandığımız galibiyetlerden kaçarız... Azıcık talihliysek, aşk olur!
***

Özlemediğimiz zamanlarda gerçekten yaşıyor muyuz? Emin değilim.
***

Cahit Sıtkı Tarancı, nisan ayının üzerimizdeki etkisini ilk sevgilimizin gülümseyişine benzetirdi. O gülümseyişin bizi canlandırışına... Haksız mıydı?
***

Fokurtusunu ve tatma anını sabırla bekleyerek çay demlemek; sohbet ederken kalbin ve sözlerinle kendini vererek sohbet etmek; yürürken bilerek, görerek, fark ederek yürümek; çalışırken aklını işine vermek... Artık beceremediğimiz şeyler bunlar. Aklımız hep bir adım ötede. Kayar gibi geçiyoruz hayatımızın üzerinden... Sonra da o şapşal arzu yakamızı bırakmıyor; hani "anı yakalamak" dedikleri... Oysa o "an" geldiğinde biz zaten orada değiliz! Asıl eylemi yakalamalıyız. Kendimizi adayarak çay demlemeli, sohbet etmeli, çalışmalı, yürümeliyiz!
***

Şöyle bir yalan var: "Dünya bozuldu!" Hayır, hep bozuktu, düzelt(e)medik!
***

Tarih zalimdir. Şefkatine sığınamazsınız. O yüzden yerli yersiz tarihin kapısını çalmayınız.
***

Her karşılaşma aynı zamanda çarpışmadır. Her buluşma dağılma... Öyle ki, bütünlüğün kaybolur, sınırların ihlal edilir, enerjin harcanır. (Bir tür entropi!) Yani buluşmadan sonra az ya da çok ama mutlaka "başka"sındır! Belki o yüzden artık çok mesajlaşıyor, az buluşuyoruz. En tutkulu sözleri bile kılımız kıpırdamadan tuşlayıp gönderebiliyoruz. Pek güvenli fakat "cansız" bir hayat bu!
***

Enginarı küçümsemeyin, onda bir "hikmet" saklıdır: Akdenizli bir diken olgunlaştıkça lezzet kazanır.
***

Artık birbirimizi değil, (söylemeye dilim varmıyor ama) iyi çıkmış fotoğraflarımızı seviyoruz.

23 Eylül 2014 Salı

Okumak nedir? (Çetin Altan)

Çetin Altan'ın olağanüstü anlatımıyla "Okumak" nedir...

*******

Okumak nedir?

Şeytanın gör dediği  |  Çetin Altanc.altan@bnet.net.trTüm Yazıları »
İnsan niçin okur?    Öğrenmek için.
Düşünmek için.
Zevk almak için.
*
En sıkıntılı olan birincisidir. Öğrenme merakının henüz yeterince gelişmediği okul yaşlarında; çocukların ders çalışmaya, yani okuyarak öğrenmeye zorlanmaları, büyük ölçüde kitaplardan soğutur onları...
Lise diplomamızı aldığımız gün kaç arkadaşım, ders kitaplarını cayır cayır yakarak, o baş belası ciltlerden öç çıkarmanın sarasına tutulmuştu.
İçinden gelmediği halde zorunlu olarak öğrenmek için okumak...
Ve doğal bir tepkiyle kitaplardan nefret etmek...
*
Çocukta öğrenme merak ve zevkini uyandıramadan, onu baskıyla ders çalışmaya itmek; börek pişirme keyfinden yoksun kişiye, yufka açma taklidi yaptırmak gibi bir şey...
Ne onun yufka açma taklidiyle yufka açılır, ne de börek olur.
Olsa olsa sıkıntılı geçen yıllar sonunda bir diploma indirilir cebe...
*
Çocukta öğrenme merakını uyandırma sorunu çok başlı bir sorun.
Önce aile ortamında böyle bir merak var mı?
Sonra bu merakı uyandıracak anlatım ve enerji yeteneğinde kaç öğretmen bulabilirsiniz?
Yarısının boşa gideceğini bile bile nefes tüketmek kolay değil.
*
Hukuka ilk girdiğim yıl Anayasa dersinde rahmetli hocam ve dostum Bülent Nuri Esen bir Fransız Devrimi anlatmıştı, bayılmıştım.
O çekimledir ki o tarihten on beş yıl sonra Milliyet’te Fransız Devrimi üstüne genişçe bir diziyazmak özlemi duydum.
*
Bir konuyu, dinleyenlerin bir daha unutamayacağı bir biçimde anlatmak...
Bunun için hem konuya egemen olmak gerekir, hem de anlatmayı doludizgin sevmek... Belki o zaman öğrenmeye ve öğrenmek için kendi özgür iradesiyle kitap okumaya karşı bir merak uyanır çocuklarda...
Ama yine de toplumun üstüne çıkmış dehaların ürettiğini, yaşamla henüz bütünleşmemiş ve sönük ortamlardan gelmiş Liliputlar dünyasının beynine yansıtmak kolay değildir.
*
Düşünmek için okumak, ayrı bir eğilimdir. “Düşünce”nin yaşamda yarattığı tılsımı sezmedikçe gerçekleşemez.
Gördüğünü tekrarlamanın ötesinde, doğayla onun parçası olan toplumu, koşullanmalardan arınmış olarak bir kez daha yorumlama özgürlüğünü arama çabalarıdır düşünmek için okumak...
En azından temel kültüre dayalı belirli bir düzey ister...
*
Zevk almak için okumak ise, bir sanat tutkusu, hatta sarhoşluğudur.
Müzik dinlemek kadar ruhsal doyumların uzaylarına götürür insanı.
Harflerin zincirlerinde büyük ozanların elektron cümbüşleriyle gerçek yazarların anlatım ışınlarını görürsünüz.
Bir başka yaratıcılığın ve estetiğin, ölüm dışı projektörleri tarar yüreğinizi...
*
Zevk almak için okumak...
Çağımız bu zevki sinemaya ve görüntüye dönüştürüyor artık.
Bizim kuşak, kitaplarıyla övünen bir kuşaktı. Gelecek kuşaklar CD sayıları ve çeşitleriyle övünecekler. Ama harfler ekran görüntülerinin ruhunu oluşturarak arşivlere süpürülse bile, insanlığa armağan ettikleri mucize zevkler hiç unutulmayacak...
Tarih: 23 Eylül 2014