Cengiz Çandar'ın 25 Mart 2011 'de yazdığı "Anne" başlıklı yazısını aşağıda okuyabilirsiniz.
Olağanüstü bir anlatım...
Özellikle "toprağın altı"yla ilgili paragraftaki her kelime benim ruhumdan çıkmış gibi duygularıma tercüman olmuş.
Cengiz Çandar gibi saçlarım bembeyaz olana kadar annemin yaşamış olmasını ne çok isterdim.
Henüz saçımda tek bir beyaz bile yokken gitmesi, bu erken ve zamansız veda içimi yakıyor.
Yazıyı okurken boğazımdaki düğüme ve yüzümü sırılsıklam yapan gözyaşlarıma engel olamadım, ne yapsam ne etsem de avuntusu yok, ben annemi çok özledim :(
Bilenler bilir, anne ölümünün yaşı olmaz. Sıralı olabilir ama zamansızdır.
Zamanı olmaz. Bunu ben yaşamadan, öğrenmeden önce de biliyor gibiydim. Seziyordum. Anneme son zamanlarda " Sakın bizi yetim bırakma" dediğim vakit olağanüstü güzel bakan gözlerimi yüzüme diker ve saçları bembeyaz hale gelmiş koca adamdan gelen ve hayatın en önüne geçilemez bu basit gerçeğine meydan okuma niteliğindeki bu sözlerin anlamsızlığını, alaycı bakışlarıyla, anlatmaya çalışırdı.
Sezgilerim doğrulandı. Anneyle uzun yaşamak bir şans gerçi ama gerçekten zamanı yokmuş bu önüne geçilemez ilahi kuralın. Sonuçta ben de artık "yetimler klubü"ne girdim. Galiba onun da yaşı yokmuş. Ağır bir duygu gerçekten.
Anne herkes için bambaşka bir şey. Hepimizin içinden çıktığı beden. Can kaynağımız. Anne, seni, kim olursan ol, her ne olursan ol, sorgusuz sualsiz sonsuza kadar içi titreyerek sevecek tek kişi. İnsanlığa onun sunumuyla katılmışsın. Onun içinden çıkmışsın; seni içinden çıkartmış beden o. Varoluşunu ifade biçimine bile anadil derler.
O bedeni toprağın altına koyup, onsuz yaşamaya devam edeceğiniz toprağın üzerine çıktığınız vakit, artık kaynağınız kurumuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Toprağın üzerinde hareket eden bedeninizde ayaklarınız sanki artık yere basmıyor, başınız toprağın altındaki annenizin yükseldiği gökyüzünde sanki bedeninizden ayrılıyor, fiziğiniz sanki artık boşlukta hareket ediyor gibisinden bir his...
Annemi kaybettikten sonra, acımızı paylaşan herkese ve dostlarımıza sonsuz şükran duygularımı iletiyorum. Hiçbirini unutmayacağım.
Nes, Gökyüzü...
Yazı tarihi: 25 Mart 2011
Bu blog'da okuyacağınız olaylar, kişiler ve mekanlar gerçek olabileceği gibi tümüyle hayal ürünü de olabilir. Bazı yazılar ruh sağlığınızı bozabilir, keyfinizi kaçırabilir, bam telinize dokunabilir. Böyle durumlarda blog yazarı Neslihan Venüs Kılıç hiçbir şekilde yazdıklarından sorumlu tutulamaz, adres gösterilemez. Siz bırakın onu bunu, şunu bilin yeter; "Yapan, yaptıran yalnız Allah'tır", gerisi hikaye...
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Mart 2011 Cumartesi
30 Haziran 2010 Çarşamba
Canımın canı gitti :(
Onlarca kez çıralar gibi yansam da,
akıllanıp uslanmadan koşulsuz güvenip sonra sırtımdan bıçaklansam da,
maharetli/marifetli/meziyetli arkadaşlarımız tarafından birçok kereler aldatılıp kandırılsam da,
içimin baharlarını, kor alevlerini, tüm heyecanlarını diri diri toprağa gömsem de, sayısız kez yeminlerle birlikte tövbeler etsem de...
ahh anacağım başımda ekmek kırarım olur biter.
Küsme, darılma sen bana, kızma saflığıma...
*****
Ben sevmeden nasıl yaşarım?!
Nefes alışıma ne anlam verir, şu gencecik halimde başka neyle kanatlanırım?
Ben koşulsuz, sınırsız sevmezsem bu kesif hayatla nasıl başa çıkarım?
*****
Sınırsız bir duygu ona hissettiğim.
Sıfatsız, tanımsız biri o bana.
Her ne pahasına olursa olsun, sonu nereye varırsa varsın ben onu sevmekten vazgeçemem ki...
Yok, diyemem "aşkım, sevgilim, hayatım" belki ama...
Hayatımdaki başköşelerden biri o.
Kıymetlim, değerlim, canlarımdan biri.
Hani eline kıymık batsa içim cız edenlerden.
Hani durumun ötesine berisine bakmadan sarılmak, sarılmak, sarılmak istediğim...
Hani o bana sarılınca tüm öteki beş para etmeyen duygulardan, insanlardan uzak olduğunu hissettiğim...
Hani "ahh olmaz, olmaz sensiz olmaz" dediğim...
Hani tek bir gözyaşını akıtmamak için dağları delebileceğim...
*****
Canım, canımın içi,
Yaşadığın acıyı hafifletmek için ömründen ömür ver deseler bir saniye durmazdım. Bir gün daha yaşayacak deseler anacığını 24 saat sırtımda taşırdım.
Yarana merhem olacağımı bilsem sabah akşam gözümü kırpmadan başında bekler, sana bakardım.
Ah bitanem, ah gözbebeğim,
Bilmez miyim, bilirim hem de öyle iyi bilirim ki
Bu acının ne çaresi vardır ne avuntusu
Allah senin ve tüm sevenlerinin sabrını arttırsın, nurlar içinde yatsın, mekanı cennet olsun biricik anacağının.
Yerin hiç ama hiç dolmayacak sevgili Nazmiye Ayaz anne, ruhun şad olsun...
Nes, içi yanan
Yazı tarihi: 29 Haziran 2010 (Nazmiye anneyi 28 Haziran 2010'da kaybettik, tüm sevenlerinin başı sağolsun)
akıllanıp uslanmadan koşulsuz güvenip sonra sırtımdan bıçaklansam da,
maharetli/marifetli/meziyetli arkadaşlarımız tarafından birçok kereler aldatılıp kandırılsam da,
içimin baharlarını, kor alevlerini, tüm heyecanlarını diri diri toprağa gömsem de, sayısız kez yeminlerle birlikte tövbeler etsem de...
ahh anacağım başımda ekmek kırarım olur biter.
Küsme, darılma sen bana, kızma saflığıma...
*****
Ben sevmeden nasıl yaşarım?!
Nefes alışıma ne anlam verir, şu gencecik halimde başka neyle kanatlanırım?
Ben koşulsuz, sınırsız sevmezsem bu kesif hayatla nasıl başa çıkarım?
*****
Sınırsız bir duygu ona hissettiğim.
Sıfatsız, tanımsız biri o bana.
Her ne pahasına olursa olsun, sonu nereye varırsa varsın ben onu sevmekten vazgeçemem ki...
Yok, diyemem "aşkım, sevgilim, hayatım" belki ama...
Hayatımdaki başköşelerden biri o.
Kıymetlim, değerlim, canlarımdan biri.
Hani eline kıymık batsa içim cız edenlerden.
Hani durumun ötesine berisine bakmadan sarılmak, sarılmak, sarılmak istediğim...
Hani o bana sarılınca tüm öteki beş para etmeyen duygulardan, insanlardan uzak olduğunu hissettiğim...
Hani "ahh olmaz, olmaz sensiz olmaz" dediğim...
Hani tek bir gözyaşını akıtmamak için dağları delebileceğim...
*****
Canım, canımın içi,
Yaşadığın acıyı hafifletmek için ömründen ömür ver deseler bir saniye durmazdım. Bir gün daha yaşayacak deseler anacığını 24 saat sırtımda taşırdım.
Yarana merhem olacağımı bilsem sabah akşam gözümü kırpmadan başında bekler, sana bakardım.
Ah bitanem, ah gözbebeğim,
Bilmez miyim, bilirim hem de öyle iyi bilirim ki
Bu acının ne çaresi vardır ne avuntusu
Allah senin ve tüm sevenlerinin sabrını arttırsın, nurlar içinde yatsın, mekanı cennet olsun biricik anacağının.
Yerin hiç ama hiç dolmayacak sevgili Nazmiye Ayaz anne, ruhun şad olsun...
Nes, içi yanan
Yazı tarihi: 29 Haziran 2010 (Nazmiye anneyi 28 Haziran 2010'da kaybettik, tüm sevenlerinin başı sağolsun)
Etiketler:
anne,
Nazmiye Ayaz,
vefat
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)