Güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2010 Pazar

Ve Tanrı kadını yarattı


İşte benim "güzellik", "kadın" ve "güzel kadın" anlayışıma birebir uyan bir kare.
Saçlarımdan sıkıldığım bu günlerde, koyu renk saça dönmek için aklımı fazlasıyla çelen bir fotoğraf.

Mesela yarın bir Eşref ziyareti yapsam mı acaba?...
Madem 2011 benim yılım olacak diyorum, değişiklikler her zaman yeniliklere, başlangıçlara gebe değil midir?

Yazı tarihi: 19 Aralık 2010

11 Kasım 2009 Çarşamba

Eşrefff, Eşrefff yine yapamadım Eşreffff


Eşrefff, Eşrefff yine yapamadım Eşreffff.
*****
Ne yalan söyleyeyim aklımdan geçmedi değil.
Birbirimize bakmadan, karşımızdaki aynadan gözlerimize takılmış konuşurken bir an için kendimi sana değil de ona teslim ettiğimi düşündüm.
Aynadaki bizi gördüm.
Ben ve omzumun hemen arkasından bana memnun gözlerle bakan o...
*****
Yavaş yavaş tokalarımı çözmeye başlıyor.
Saçıma dokunuyor uzun uzun.
İncitmeden, nazikçe, narince davranıyor.
Kadife kadife tarıyor.
Tarıyor kokluyor, kokluyor tarıyor.
Sanki kendinden geçiyor.
Nasıl da mutlu.

Oysa ben?
Ben vicdan azabından kahroluyorum.
Kahrolmak da ne kelime?!
Ölüyorum, eriyorum...
Herşeyin daha kötü olmasından ölesiye korkuyorum.
Ama yerimden kımıldayamıyorum.
Ona, sahip olduğu tutkuya kızamıyorum.
Sanki mıhlanıp kalmışım.
Lanet olası bir salonda, lanet olası bir sandalyenin tepesinde onun bana yapacaklarını bekliyorum çaresizce.
%100 teslimiyet.
Maktül ve katil...
Dört tarafımız ayna.
Aynalar kaçacak, saklanacak yer bırakmıyor.
Düpedüz ortadayız.
Ben, o ve sadakatsizliğim başbaşayız.
Kendi kendime bakmaya utanıyorum.
Aynada kendimle, gözlerimle başbaşa kalamıyorum.
Kalırsam biliyorum, aklım senin yanına kaçacak.
Kaçınca biliyorum geri gelmesi uzun olacak.

Kahretsin, Allah kahretsin...
Ne işim var benim bu adamın yanında?
Nasıl izin verebildim beni kandırmasına?
Ne demeye beni mutlu ettiğin sayısız günü bir çırpıda silip bir başkasının ellerine teslim ettim kendimi.
Nasıl, nasıll, nasıl yapabildim bunu sana Eşref!
Hangi akla hizmet kabüllendim bu adamın üzerimdeki hegomanyasını?

Şimdi bir yabancıyla, kendimin bile tanımadığım duygularımla yalnızca;
Siyah ya da beyaz
Güzel ya da çirkin
Doğru ya da yanlış
İhtiras ya da yanılgı olabilirim
Ama hepsinin sonunda derin ve telafisi olmayan bir biçimde pişman olacağım.

Şahsiyetsizliğimi aynada yakalayan gözlerim başka şeyler de görmeye başladılar: 
Alnımın orta yerindeki bir yaradan çıkıp beni kemirmeye başlayan karıncalar.
Milyonlarcası alnımdan, şakaklarımdan, yanaklarımdan geçerek boynuma indiler.
Boynumdan omuzlarıma geçiyorlar.
Aynada kendi gözlerimi, arkamdan saçlarıma dokunan bu yabancı adamı, tüm bedenimi yemeye hazırlanan sayısız karıncayı ve hepsinin arkasında, boyutsuz bir uzaklıktan bize bakan seni görüyorum Eşref!
Kollarını göğsünde kavuşturmuş hiç konuşmadan bize bakıyorsun.
Her zamanki gibi derin derin!
ama bu sefer incinmiş...
bana kırılmış, yüreğinle birlikte bakışların da uzaklaşmış.
Ordasın ama gitmişsin.
Şimdi ordasın ama bir daha olmayacaksın.
Biliyorum bu ihanetimi hiç kabullenmeyeceksin.
Oysa, oysa...ben seni aldatmayı hiç istememiştim
Oysa ben senin prensesin olmayı ne çok sevmiştim Eşref!
*****
Ot gibi yaşıyoruz ottt.
Bitkilerin kökleri var.
Toprakta.
O kökler sayesinde uzuyorlar.
Belli periyotlarda da, onları budamak gerekiyor.
Değil mi ama?
*****
İyi ama insanlara ne oluyor?
Sürekli toprağa kök salmış bitkiler misali budanmak, kırpınmak gerekiyor.
Her ay, her ay, her ay ödemesi aksamayan faturalar gibi başımıza bela oluyorlar.
Dursanıza durduğunuz yerde!
"Sevgili saç diplerim,
Bu ay hem kredi kartı ekstrem hem de faturalarım çok yüklü geldi.
Biraz insaf edin de bu ay uzamayın olmaz mı?"
Yemezler...
Olmaz.
Olmuyor.
Daha ne olduğunuzu anlamadan bir bakıyorsunuz cırt diye bir ay geçivermiş.
Ve siz bir ay önce kuaförünüze verdiğiniz maaşınızı hatırlayınca sinirden Ayşe teyze cıırrrttt misali orta yerinizden...
Ama böyle de dolaşılmaz ki.
Bu bakımsızlık hasta eder insanı hastaaaa.
Sabah aynadaki görüntünle kavga edip durursun.
O sabah, o gün ve kuaföre gidilene kadar geçirilen tüm günler dünyanın en çirkin kadınısındır.
Yağmurdan korunmak için saçak altında ezilip büzülerek yürümeye benzer hallerin.
Ta kiiii
Kendini en güzel, en mutlu ve en ait hissettiği o yere, o adama, bir rulo parlak aliminyum folyeyle sarılmış, krepelenerek 5 kafaya çıkmış saçlarına kavuşana kadar.
Herşey bittiğinde kesime, renge, föne, karşındaki aynadan sana göz kırparak bakan dünyanın en güzel kadınına ve tam arkanda duran kuaförüne aşık olana kadar ;)

Sevgili kuaförüm Eşref,
İçin rahat olsun. Yukarıda yazdıklarım bugün yaşadığım bir andan yola çıkarak yarattığım bir mizansenden ibaretti. Şu an saçlarım feci durumda olsa da, sen İstanbul'da ben Ankara'da ayrı ayrı yaşasak da tüm sadakatimle sana kavuşacağım günü bekliyorum.
Ben seni hiç aldatmadım, aldatmayı hiç sevmem ;)))

Sevgili Beyler,
Kadınlar kendilerini güzel ve iyi hissettiren adamlara sonsuz bir sadakat ve aşkla bağlıdırlar.
Ama ah o aşk!
Nasıl da duru, kör edici ve fedakardır.
İşte bir tek o zaman geri kalan herşey teferruattır.
Bilir misiniz? ;)


Nessss, the Saç insan

Yazı tarihi: 11 Kasım 2009

18 Haziran 2009 Perşembe

Ah Güzellik Vah Güzellik

Güzellik uğruna çektiğim acıların dili olsa da konuşsa...
Hiç şüphem yok benden baya bir şikayetçi olurlardı.
Bu acılar sayesinde kendi kendimi terbiye ederek acı eşiğimi oldukça yukarılara çekmiş bulunuyorum.
Beni canlı kanlı kesin, elektrik verin, oramı çekip burama ekleyin, şurdan koparıp ötekine dikin ucunda güzelleşmek varsa gık demem.
Ayrıca konu rekabete dökülse nice külhanbeyi babayiğitlere kök söktüreceğimden eminim.
Hiç unutmuyorum bir lazer epilasyon randevüm öncesinde bekleme salonunda dergimi karıştırken içeriden adeta bir dana boğazlanıyormuşçasına-sanırım sırtına uygulama yaptıran bir beyefendiden- gelen inlemelerle içim parçalanmıştı.
Çıkan sesler öylesine canhıraş ve o kadar yüksekti ki mikrofonsuz Harbiye Açıkhava'da rahatlıkla konser verilebilecek desibelde...
Üstelik kapı açılıpta içerden o inlemelerin sahibi çıkınca bana doğru yürüyen o değil bizzat kapının kendisiydi sanki:)
Ben deyim Kenan İmirzalıoğlu siz deyin İbrahim Kutluay. Esmer, uzun boylu, yapılı, bildiğiniz çakı gibi adam lakin o acılar beyne çakıldı mı çakı makı dinlemiyor anlaşılan.
Bir de bizim narin ve nazik fiziğimizde bıraktığı acıları siz hesap edin...
Ama sonundaki güzellik uğruna insan canlı canlı üstelik gönüllü işkenceye razı geliyor. Hem de üstüne bir dünya para ödeyerek...

Bu uğurda çektiğim acılar mı yoksa harcadığım paralar mı daha yüksek kestiremiyorum.
Yaklaşık 13 yaşımdan beri bu endüstriye tüm elimdeki avucumdaki önceleri harçlığımı sonraları da maaşımı akıttığım düşünüldüğünde henüz bir Adriana Lima olamadığımı idrak etmek pek gurur kırıcı.

Bu mücadelenin içindeyken insan doğuştan bütünüyle güzel olmanın ne ayrıcalıklı bir iltimas olduğuna hayıflanmadan edemiyor.
Veya öyle olmasa bile o özgüveni taşımanın nasıl yüksek bir liyakat...

Çünkü hayat, vasatlıklara, sıradanlıklara veya oldu bittilere şans tanımayacak kadar çekicilik, davetkarlık ve güzellikler etrafında dönüyor.
Çünkü tüm güzellikler baş döndürüyor.
Hayata dair ne varsa önce güzelliğin sınavından geçiriyor;
bir bakış, bir gülüş, bir söz, bir tılsım sonradan sonraya paylaşılıyor.
Ruh ikizliği filan hoş şeyler ama gönül gözünüz güzel diye görmeyince külliyen yalan oluyor.
Gönül anca güzel bulduğuna ateşleri yakıyor, titreşimlere kanıyor, başaşağı dönüp, kendini pilot sanarak kanatsız uçmak istiyor.
Pilotaj hatasıyla başaşağı çakılmadan, yanıp kora dönmeden, güzelinin gözlerinde erimeden hayatın mahmurluğu şekersiz bol limonlu limonataya benziyor: ekşi ve lezzetten uzak.

İşte böyle bir ruh halindeyken insan-bizzat ben, kendim ve şahsım- güzelliğinin doruğuna çıkmak;
bu doruğu doya doya yaşamak ve yaşatmak istiyor.
Bir yudum su gibi tutkuyla özlenmek, özlemek
Kokusunda davet olan kahve kadar kana girmek...

Ve sahip olduğu tüm güzelliğe güzellikler katıp aşık olmak tam mevsiminde...
Sonra da kendini borazan zannedip aşkını tüm dünyaya haykırmak...

İşte şimdi ben o haldeyim.
Bilesiniz istedim...

Nes, Güzellik

Yazı Tarihi: 18 Haziran 2009