Hürriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hürriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2009 Cuma

Bir kadının kütüphanesi(Ertuğrul Özkök)



Ertuğrul Özkök'ün 10 Temmuz 2009'da Hürriyet gazetesindeki köşe yazısı.
Sırf dış görünüşleri sebebiyle haklarında sahip olduğumuz yargılar,
hayatımıza aldıklarımız
veya almayı şiddetle reddettiklerimiz için sıkı bir yüzleşme yazısı.
Tabii eğer cesaretimiz varsa...?

*********************

DÜN Türk basınındaki en güzel iş, Cumhuriyet Gazetesi’nin kitap ekinin kapağıydı.
Ekin kapağında, Marilyn Monroe’nun kitap okurken çekilmiş bir fotoğrafı vardı.
Üzerinde siyah-beyaz bir bikini, ayağında aynı renk ayakkabılar.
Cumhuriyet Gazetesi’nde bu fotoğrafı kapağa koymak acaba nasıl karşılanmıştır diye merak ettim.
Kitap ekinin yönetmeni Turhan Günay’a açıp, okur olarak teşekkür ettim.
"İçim açıldı, helal olsun" dedim.
Daha önce, kitap okuyan kadınların tablolarını kapağa koyuyormuş.
İlk defa bir fotoğraf koymuş.
Kapağa koyduğu fotoğraf, Eve Arnold’un çektiği bir fotoğraf.
/_np/4276/8374276.jpg
Daha önce de görmüştüm.
2000’li yıllarda "Poets and Writers" dergisi bu fotoğrafı kapağına koymuştu.
* * *

Tabii en ilginci, Monroe’nun okuduğu kitap.
İrlandalı yazar James Joyce’un "Ulysses"i.
Yani ancak çok sıkı, gerçekten çok sıkı bir entellektüelin okuyabileceği bir kitap.
Bunun üzerine Google’a girip, "Marilyn Monroe-James Joyce" yazdım.
105 bin parça bilgi geldi.
Monroe’yu birçok insan gibi ben de, çok güzel sarışın bir kadın olarak bilirdim.
İlk gençlik yıllarımda filmlerini hayranlıkla seyrederdim.
Ancak onun entellektüel yanını çok geç fark ettim.
Hoş, entellektüel olmasa ne fark ederdi, ben de Truman Capote’nin Greta Garbo için söyledikleri gibi düşünürdüm.
"Entellektüel olmuş olmamış ne fark eder. Bu güzellik yetmez mi?"
Yeni Hayat dergisi 1954 yılında nisan ayında Marilyn Monroe’yla ilgili bir makale yayınlamış.
Orada Monroe’nun Freud’la ilgili bir cümlesine yer verilmiş.
Cümle aynen şöyle:
"Freud beni tanısaydı, cinsiyet hakkındaki nazariyesini değiştirirdi."
Bu bana, sıradan bir magazin cümlesi gibi görünmüştü.
Ancak onunla ilgili başka bazı şeyleri okuyunca, yanıldığımı anladım.
Kişiliği ile ilgili ilk somut bilgileri, ölümünden sonra bir teyp bandında bulunan hatıralarından okumuştum.
Orada James Joyce’tan söz ederken, "Kadın ruhunu çok iyi anladığını" söylüyordu.
* * *

Marilyn Monroe’nun evindeki kitaplığında 400 kitap varmış.
Bu kitaplar 1999 yılında Christie’s’te satıldı.
Christie’s, Monroe’nun özel eşyaları üzerine bir de kitap yaptı.
Kütüphanesindeki kitaplara baktım.
"Beat" neslinin en büyük şairi Jack Keruac’ın "On The Road" (Yolda), Ralph Ellison, "Invisible Man" (Görünmez adam), William Styron, "This House on Fire", Scott Fitzgerald, "Great Gatsby", "Alice Harikalar Diyarında", Tolstoy ve Mark Twain’in çeşitli kitapları.
Peki Monroe bu kitapları okumuş muydu?
Yazılanlara bakılırsa, kitapların bazı sayfaları işaretlenmiş, bazı satırların altı çizilmiş.
Yani okumuş olduğuna dair kuvvetli işaretler var.
* * *

Monroe hüzünlü bir kadındı.
Öldüğünde 36 yaşındaydı.
Bizler onu çok güzel, seksi bir kadın olarak tanıdık.
Kimimize göre o sadece "Sarışın, güzel ama aptal bir kadındı".
Oysa aradan geçen yıllar bize, onun içinde bambaşka bir kadının gezindiğini öğretti.
Şimdi geriye bakıyorum da, o aynı zamanda muhteşem bir oyuncuymuş.
Ve hayatının en başarılı rolü "aptal sarışınmış".
İçindeki entellektüeli saklayan muhteşem bir oyuncu.
Sonra şunu da düşündüm.
Acaba bizler, başka insanlar hakkında ne biliyoruz?
Her gün yargıladığımız, yerden yere vurduğumuz insanları ne kadar tanıyoruz?
Acaba Monroe’yu tanıdığımız kadar mı.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12042142.asp?yazarid=10&gid=61

Yazı Tarihi: 10 Temmuz 2009

Daha iyi bir hayat için 3 (Prof.Dr.Osman Müftüoğlu)

Prof.Dr.Osman Müftüoğlu'ndan yine harika bir yazı. Sadece 'Yaşlılık'la ilgili kısmına katıl(a)mıyorum. Henüz...

Daha iyi bir hayat için (3)


Hayatı iyileştirmenin ve sağlığa doğru, etkili ve kalıcı yatırımlar yapmanın yolu öncelikle beyinden geçiyor. Eğer işin “düşünsel ve ruhsal” yönünü halledebilirseniz bedensel yanı kendiliğinden geliyor.

Beyni olumlu, yapıcı ve umut verici duygulara adapte etmek şart! “Beyni iyi şeylere adapte etmenin” en kolay yolu ona iyi duygular yüklemek, olumlu-pozitif bir bakışı alışkanlık haline getirmek, hoşgörülü, paylaşımcı biri olmak, affedebilmek, az eleştirip çok övmektir. Ayrıca “cömert ve yardımsever bir yapılanma” da beyne en az Omega-3 ve ginkgo kadar iyi geliyor.
“Olumlu düşüncenin gücü” zaten biliniyordu. Yeni çalışmalar da iyi yaşayıp güzel yaşlanmanın olumsuz düşünceleri azaltmakla yakından ilişkili olduğunu doğruluyor. Olumlu düşünmek kanserden ülsere, reflüden kolite pek çok sorunun da en etkili ilacı gibi görünüyor.

İLİŞKİ DETOKSU ŞART

İyi bir hayat için “kalabalıklaşmak” tabii ki önemli ama kalabalıklaşacağım derken çevrenizi kirletmemeye de özen göstermeniz gerekiyor! Gereksiz ilişkileri sonlandırmak -ilişki detoksu da deniyor-, anlamsız ilişkileri temizleyip ayıklamak zaman zaman yapacağınız birikmiş evrak temizliği kadar önemli bir uygulama olmalı. Sizi aşağı çeken sorun, stres, kavga, gerginlik yükleyen ilişkileri temizlemezseniz duygusal bagajınızı da boşaltmanız mümkün olmuyor.
Daha sık seyahate çıkmak, yeni ve farklı ortamlar, yaşamlar, mutfakların farkına varmak değişimin önemli araçlarından biri. Sürekli aynı yerlere gitmek yerine farklı yerlere yolculuk yapmaya özen gösterin. Bunu yaparken de güvenlik ve konfor gibi temel faktörleri gözden kaçırmayın.

DUANIN GÜCÜNDEN İSTİFADE EDİN

Bütün araştırmalar “duanın ruhsallık, yani inanç gücünün hayatı iyileştirip güzelleştirdiğini, ömrü uzattığını” doğruluyor. İlahi güçlere inanmak, olan biteni başka güçlerin varlığına bağlamak zayıflığınızı kabullenmenizi, yardım istemenizi kolaylaştırıyor. Kendinizi güvende hissetmenizi, endişe ve korkuyla daha kolay mücadele etmenizi sağlıyor. Dua etmek de başlı başına bir tedavi edici gibi görünüyor. İnanç dünyası güçlü olanlarda psikosomatik hastalıklara, depresyon, panik bozukluk ve benzeri ruhsal sorunlara, bağışıklık bozukluklarına daha az rastlanıyor. Bu grupta yer alanların hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, kanser gibi sağlık sorunlarıyla mücadele etmeleri, hastalandıkları zaman da daha çabuk iyileşmeleri dikkati çekici gözlemler.

YAŞLANMAYI KABULLENİN

Önemli bir nokta da iflah olmaz bir “yaşlanma düşmanı gibi davranmamak”tır. Yaşlılığı hayatın olması gereken bir bölümü gibi kabul etmek, onun ruhsal ve fiziksel değişimlerini kabullenmek, hatta kazanılmış bir servet gibi görebilmek önemlidir. Abartılmış estetik girişimler, tekrarlanan kozmetik prosedürler, dalga geçilecek boyutlara ulaşan kas geliştirmeler, ölçüsünü yitirmiş antrenman, egzersiz tutkuları bedeni değilse bile ruhu kesinlikle yoruyor. Gençleştirmek bir yana daha erken yaşlandırıyor. Yaşlanmaktan değil, sağlıklı yaşlanamamaktan korkmak, iyi ve güzel, huzurlu ve keyifli yaşayamamaktan endişe etmek en doğru yaklaşımlar olarak gösteriliyor.

BAĞIŞLAYIN

Biri bana en sevdiğin ilk on cümleyi yaz dese “bağışlamak unutmaktır” bunların içinde mutlaka yer alırdı. İyi yaşlanmak istiyorsanız affetmeyi de öğrenmek zorundasınız. Bununla da kalmamalı, affettiğiniz şeyi-kişiyi daha o anda unutmalısınız. Kin tutanlar, öfke duygusundan sıyrılamayanlar kalp damar hastalıkları, kanser, depresyon ve benzeri sorunlarla daha çok ve sık yüzgöz oluyorlar.

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/12041343.asp?yazarid=95&gid=61

Yazı Tarihi: 10 Temmuz 2009