Dünyanın en güzel yerindeyiz.
En egzotik, en egzantrik, en egosantrik...
Kayalıkların en yukarısında, denizin metrelerce üzerinde, ahşap zeminli, yosun kokulu, yalnız ruhlu, beyaz bir terastayız.
En uç buruna geldiğimizde dünyanın tepesinde gibiyiz.
Dünyanın tepesinde durmuş sonsuzluğu izliyoruz, soluksuz...
Hiçbir şey umurumuzda değil...
Sevgilim arkamda, kollarını dolamış, sımsıkı sarmış beni, elleri ellerimde kenetlenmişiz.
Söze gerek yok; olmak istediğim yerde, olmak istediğim zamanda olmak istediğim kişiyleyim;
Doğumgünümde, sevgilimin kollarında, dünyanın en güzel yerindeyim.
*****
Şehrin ortasından kanallar geçiyor.
Gondollardaki aşıklar keman eşliğinde romantizmin tadını çıkarıyorlar.
Muhteşem otel odamızın balkonundan tüm bu görüntüyü izleyebiliyoruz.
Yaza çalan, güneşli ve sıcak bir hava.
Hemen aşağıdaki cafelerden gelen esspresso kokusu odamıza kadar çıkıyor.
Sevgilim elinde fotoğraf makinesiyle güzel kareler yakalamaya çalışıyor.
Benimse derdim sadece tek bir kare yakalamak: "bu anı dondurarak hafızama kazımak ve mutluluk kavramını unuttuğum her anda arşivden bu görüntüyü çıkartıp buraya ışınlanmak.
Söze gerek yok; olmak istediğim yerde, olmak istediğim zamanda olmak istediğim kişiyleyim;
Doğumgünümde, sevgilimin yanında, dünyanın en güzel yerindeyim.
*****
Mutluluktan ağlamak istiyorum.
Daha önce hiç bu kadar mutlu olmadığım için mi, bir daha böyle mutlu olamazsamın paniğinden mi, başka ne yapacağımı bilmediğimden mi, hiçbir fikrim yok.
Göz alabildiğine uzanan lavanta tarlalarının kokusu başımı döndürüyor. Sonsuza kadar burada kalabilirim. Dünyadaki cennet burası olsa gerek.
Tarlaların tam ortasında küçük bir kulubede kalıyoruz. Giriş katta salon ve mutfak var; açık Amerikan mutfaklarından. Ocak ve tezgah ortada, üzerinde davlumbaz ve etrafında stool'lar (bar tabureleri)
Sevgilim bol sebzeli harika bir makarna yapıyor. Fırına az önce koyduğum tavuğun kızarmış kokusu iştahımızı kabartıyor. Yemeklerin olmasını beklerken bizim için özenle seçilen bölgeye özel şarabı yudumluyoruz.
Ve sürekli gülüyoruz.
Açık hava mı, lavanta kokuları mı yoksa içtiğimiz şarap mı buna sebep bilmiyorum ve umurumda değil.
Güzelim suratına bakarken, onun yanında olmak bana hayatın en büyük kıyağı diye düşünüyorum.
Gerisi hiç ama hiç umurumda değil.
Ben olmak istediğim yerde, olmak istediğim zamanda olmak istediğim kişiyleyim;
Doğumgünümde, sevgilimin yanında, dünyanın en güzel yerindeyim.
*****
İkimizin de kucağında koca birer kova var.
İçleri mısır patlağı dolu.
Biz, mısırlarımız, eşofman ve sweatshirt'lerimizden oluşuyor bizim takım.
Ekim olmasına rağmen bu sene hava erken soğudu. Birbirimize sokulduk, battaniyeleri çektik üzerimize, ikimizin de en sevdiği filmin tadını çıkarıyoruz:
"A Beautiful Mind/ Akıl Oyunları" nı 3000. kezdir izliyoruz.
Onu bilmiyorum ama ben ona böyle sokulabilmek için bir 3000 kere daha izlerim bu filmi.
Parayla satın alınabilecek hiçbir şey bu duygunun yerine konulamaz.
Mısırdan sonra filmi bir ara durduracağız; ben doğumgünüm için yaptığım bol çikolata soslu harika keki getireceğim. Üzerine bir mum dikip üfleyeceğim. Dileğim hep onun yanında böyle huzurlu ve mutlu olmak olacak.
Sevgilim sarılacak bana sımsıkı, iyi ki doğmuşum diye öpecek, sevecek beni...
Ne Paris, ne NewYork, ne Londra...
Evimde, evimizde, sevgilimin dizlerinin dibinde;
olmak istediğim yerde, olmak istediğim zamanda olmak istediğim kişiyleyim;
Doğumgünümde, sevgilimin yanında, dünyanın en güzel yerindeyim.
*****
Doğumgünümde, sevgilimin yanında olduktan sonra, neresi olursa olsun, umurumda değil, onunla olayım yeter diyordum.
Bu akşam anladım ki dilediğim herşey balon bir hayalden ibaretmiş.
*****
Âlâ...
Yazı Tarihi: 21 Ekim 2011
Nes, the doğumgünü çocuğu
Bu blog'da okuyacağınız olaylar, kişiler ve mekanlar gerçek olabileceği gibi tümüyle hayal ürünü de olabilir. Bazı yazılar ruh sağlığınızı bozabilir, keyfinizi kaçırabilir, bam telinize dokunabilir. Böyle durumlarda blog yazarı Neslihan Venüs Kılıç hiçbir şekilde yazdıklarından sorumlu tutulamaz, adres gösterilemez. Siz bırakın onu bunu, şunu bilin yeter; "Yapan, yaptıran yalnız Allah'tır", gerisi hikaye...
Doğum günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğum günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ekim 2011 Cumartesi
18 Kasım 2009 Çarşamba
İyi ki doğmuşsun, iyi ki varsın!
Beni çok katlı bir gökdelenin tepesine çıkartın.
Gözlerimi bağlayın.
Aşağıda onun olduğunu bileyim, hiç tereddütsüz bırakırım kendimi olduğu yere.
Ben aşağıya düşene kadar o tüm önlemleri almış; ambulansı çağırmış, brandayı gerdirmiş, düşme hızımı hesaplamış ve ben gerilen brandayı boyladıktan sonra zıpzıp zıplarken o yanımdaki yerini çoktan alıp çakı gibi hazırola geçmiştir.
Ben yalpalamalarımla bir havada uçup bir yere çakılırken o beni tüm kaygılarımdan kurtarmak üzere ardı ardına esprileri patlatmaktadır.
Yaşadığım travmanın şokunu onun esprileriyle birleştirince ağzım açık ayran delisi gibi 32 diş sırıtırken o sağlam duruşuyla "ben yanındayım ve herşey kontrol altında, senin tüyüne zarar gelmeyecek" güvenini tenimin altına çoktan zerketmiştir bile.
Az önce bir kurşun gibi son sürat yere çakılmak üzere olan ben şimdi üstümü başımı silkeleyip, katılma noktasına erişmiş gülme krizim ve mide kasılmalarımla hayatımda olduğu için şükrederek ayağa kalkarım.
Düştüğümde de, yalpaladığımda da, ayakta olduğumda da ilk gördüğüm hep o'dur.
Ondan başkası olsun istemem, başkasına bu güveni hissetmem, bu kozu eline tutuşturmam.
Bu öylesine pimi çekilmiş bir kozdur ki bir kere yanlış kişinin eline tutuşturursan feci dağıtır, fena dağılırsın.
Toparlanması ömrüne, bedeli gönlüne mal olur.
Ciğeri beş para etmez canlı mayın tarlalarını adam belleyip onların elinde çarçur ettirmemeli, gönlü sağlam olanlara teslim etmelisindir kozunu, güvenini, kendini.
*****
Hani bazı insanlar vardır; sürekli alçakgönüllü olduklarını iddia ederler.
Oysa kendini "aşağı bir yere" koyabilmen için önce yukarıda olmalısın!
Yani alçakgönüllü olmak istedin diye olamazsın.
Önce "gönül" sahibi olmalısın!
Gönül sahibi olmanın ne demek olduğunu da onu tanıdığında anlarsın.
Mıhlanır kalırsın.
O gönlü bir kere görünce haybeye giden hayatına yanarsın.
Karşısında mum gibi erir gidersin, babayiğitliğinin feri söner, fırından yeni çıkmış kızarmış buta benzersin.
Mangal gibi yüreğin olur sana fare kapanındaki peynir.
Kaşlarını çatıp şöyle dik dik bi baktı mı yamuklardan yamuk beğen; beşgen mi altıgen mi ne olacaksan kararını sen ver.
Pek bi çakılmış gördüm seni delikanlım, "ne oldiii, rengin soldiii?" kıvamına gelirsin artık.
Velhasıl karşındaki görmeye pek de alışık olmadığın türden bir adamdır.
Hani bazı kavramlar vardı milattan önceki çağda, bilmem hatırlar mısın?
Adam gibi adam olmak.
Yiğit, mert, dürüst, çatık kaş bıçkın delikanlı olmak.
Sözünün eri olmak.
İyi ve vefalı olmak.
Tatlı sert olmak.
Örneğin kendisi seni küçükdilini titrete titrete gülme krizine sokabilecek kadar komik olabilirken aynı zamanda kodumu oturtur tarzdandır.
Diriltir adamı diriltir!
Kendine getirtir.
Dansöz kıyafeti giydirtip her yanı oynayan oynak oryantellerine benzetir seni, ne tarafa kıvıracağını şaşırırsın.
O dünyanın merkezinde sapasağlam durur sen gökkuşağı renklerinde fırdöndü olursun.
Feleğin şaşar, ne olduğunu anlayamadan gidersin mazallah.
Tütü giymiş ramboya dönersin.
Boncuk boncuk terlerin gülmekten mi tırsmaktan mı idrak edemezsin.
Ona sonsuz bir hayranlık, saygı ve gıpta beslersin tabii eğer adamsan.
Yok adamlıktan nasibini almamışsan vay haline.
Vay ki ne vayyy.
En yakın kestirmeden sağa dönüp toz kaldırmadan Boğaziçi köprüsünün yolunu tut, git at kendini, iyi gelir açılır ferahlarsın.
Ferahladıktan sonra kafayı bir yere çakıp bilincin yerine gelmişse anlarsın; o bu dünyanın beyaz yüzü.
O en çaresiz anında damarına takılmış serum.
O zifiri karanlıkta gökte parlayan yıldız.
O gökyüzünün bizzat kendisi...
*****
Şimdi sorarım size;
Kariyerinin en tepe noktalarını zorlayan bir işadamını, çocukları için ölmeye hazır bir babayı, karısını deli gibi seven bir kocayı, annesi ve kardeşi için herşeyini feda edebilecek bir evladı, arkadaşları için dağları delecek fedakarlıkları gözünü kırpmadan yapan bir dostu, düğünde sağdıçı, cenazede tabutu en önde omuzlayan şahsiyetleri aynı adamda birleştirmeyi başarması, az şey midir?
Hem de bunca şahsiyetsizin cirit attığı bir dünyada...
*****
Bugün 18 Kasım.
Canımdan çok sevdiğim ağabeyimin doğumgünü.
İyi ki doğmuşsun, iyi ki varsın ve iyi ki benim ağabeyimsin, tırnağına taş değmesin abim.
*****
Nes, the Sister
Yazı tarihi: 18 Kasım 2009
21 Ekim 2009 Çarşamba
Nesss the Princesss

Bendeniz bugün 24 saatliğine yüksek müsadelerinizle kendimi;
Princess, Venüsss, en güzel, en şeker, en süper, en şahane, en tatlı, en misss, en narsist, en enn ennnnn... ilan ediyorum.
Eğer becerebilirsem 24 saatliğine tüm ruh emicilerimden, kafa yiyicilerimden, kalp kırıcılarımdan kendimi azad ederek bulutlara yükselmek istiyorum.
Narsistlik ve hedonistlik arasındaki o ince çizgide dolanmak,
kafayı kıyak moda çevirmek,
karşınıza her yanından sevgi taşan bu nedenle deli dolu biri olarak çıkmak istiyorum.
Tüm hayallerimi fuşya pembeye boyayarak kandırmak istiyorum kendimi peri masalının içinde olduğuma.

Yeryüzünü daha yavaş döndürmek, gündelik bütün ihtiyaçlarımdan ve koşuşturmacalarımdan sıyrılıp bir tek nefes sesimle başbaşa kalmak istiyorum.
O zaman işte... galiba sadece o zaman... dönüp bana bahşedilen hayatın geniş göğsüne yaslayabilirim başımı.
Huzuru orada bulabilirim.
Bugün sahip olduğum herşey için, nefesim için ve varoluşum için şükür ve minnet günü.
En sahici haliyle...
Hani...
Sevgiliden "seni seviyorum" sözünü işittiğimizde mutlu oluruz ya...
Ama hep eksik bir şey kalır yine de...
Bir tuhaf boşluk!
Ama ne zaman ki sevgili bize "iyi ki varsın" der; daha da önemlisi, ne zaman ki gerçekten böyle hissettiğine inandırır bizi..
Sanki gökten bir projektör tutulur üstümüze..
Sanki varlığımız bir anda aydınlanır...
Varoluştan kastettiğim o işte!

Bugün çok sevdiklerim uzakta olabilir.
Özlemleri içimi yakabilir.
Olsun, katlanmaya alıştım bunlara.
Ama ben varım ya!
Kokular, yaşananlar, sözcükler ve sonbahar güneşinin ruhuma kattığı neşe var ya...
Onlar da olmasa ne yapardım ben?
Bugün ben iyi ki varım!
İyi ki doğmuşum!
Gerçekten...
Ve bugün ben fuşya Venüs'üm....düşündükçe...heyecanlanıyorum.
Nesss the Princess, Princess the Nesss
Yazı Tarihi: 21 Ekim 2009
Etiketler:
Doğum günü,
Günlük,
Neslihan Kilic
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)