Neslihan Kilic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neslihan Kilic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2026 Çarşamba

VEDA

 


SENİN BİLDİĞİN 

Sen bilirsin Ne denizler dağlardan bu kadar yüksek Ne sevinçler acılardan bu kadar ayrı Daha önce dökülmesi yaprakların Doğrudur Yoksa neye benzer gül dönemi kiraz zamanı Umutsuzluk bile ne güzel bilir misin İkide bir umudu getirir karşımıza Ölüm büyük bir saçmalık olurdu Işık yüzlü bebekler doğmasa Sen bilirsin Ne denizler dağlardan bu kadar yüksek Ne sevinçler acılardan bu kadar ayrı Sen bilirsin Ne ben senden iyice başka biriyim Ne bu kuşlar göklerden başka bir şey

Afşar Timuçin

Hayatımın en mutlu anı: 21/10/2025, şimdi ne kadar da uzak, sevgi ve hasretle...

19 Temmuz 2013 Cuma

Katastrofi

Ben Neslihan Venüs Kılıç.
Hayatımın büyük bir çoğunluğu zor olaylar, katastrofik travmalar, mutsuzluklar ve mücadeleyle geçti.
Acılarımın, kayıplarımın yeri hiç dolmasa da ben hep hayata tutunmaya çalıştım.
Bazen ittirerek, bazen titreyerek, bazen düşerek, bazen sürünerek, bazen sürüklenerek, bazen düşleyerek, bazen uçarak, çoğu zaman tökezleyerek...
Her seferinde ayağa kalktım.
Her seferinde sıkı bir inat ve iflah olmaz bir ümitle mutluluğu aradım.
Yolumu kaybettiğim zamanlarım çok oldu, yolumu aradım ve kimse olmasa da içimdeki kuvvetli inançla ben yolumu hep buldum.
En sarsıcı ruh halleri içinde bile yanlış yapmamaya, iyi ve ahlaklı bir insan olmaya, kimseyi kırmamaya, etrafımdakilere yardım etmeye, değerli dostlar edinmeye, her zaman kalbimi ve ruhumu temiz tutmaya, maddi zenginliklerden çok manevi zenginliklere ehemmiyet vermeye, okumaya, araştırmaya, kendimi geliştirmeye, bencil olmamaya, merhametli ve insaflı olmaya, kendimi hep daha iyiye götürebileceğim her noktaya kafa yormaya ve yeri göğü yaratan yücelerin yücesi Allah'a sığınarak ve O'na ibadet ederek yaşamaya azami gayret gösterdim.
*****
Artık orada değilim.
Artık bu yukarıda okuduğunuz satırlarda değilim.
*****
Korkuyorum.
Daha önce hiç korkmadığım kadar çok korkuyorum.
Bitti.
Bittim.
Yeniden başlamaya enerjim yok, gücüm yok, cesaretim yok, umudum hiç yok...

Şimdi anlıyorum ki hayat yaşanan tüm o acı kayıplardan sonra değil; asıl, ümidini kaybettikten sonra bitiyormuş.
"Ümit" dediğin bir bitti mi seni de pir bitiriyormuş...





28 Aralık 2009 Pazartesi

Hakkımda

Aylardır aklımda yazmayı düşündüğüm bir yazı vardı.
Blog'uma giren ve beni tanımayan birinin baktığı ilk yer. (muhtemelen, çünkü ben öyle yapıyorum)
"Hakkımda" yazısı...
Defalarca birşeyler karaladım, hiçbiri "ben" olamadı, beğenemedim, vazgeçtim, bir çırpıda uçurdum.
Zor şeymiş bunu yazmak.
Ne kadar ciddi, ne kadar geyik, ne kadar adamakıllı, ne kadar fırlatmasyon, ne kadar cv'sel, ne kadar free-format, ne kadar Ayşe Armanvari, ne kadar Haşmet Babaoğlu tarzı yazacağımı bir türlü bilemiyorum.
Ve bütün ne yapacağımızı bilmediğimiz durumlarda yaptığımız gibi işler daha fazla çorba olmadan hemen sıvışıveriyorum. Aktiviteyi bir dahaki bahara erteliyorum.
Neyse, bu akşam bu konu hakkında kelimelerimi yazıya geçirmeden önce hayli düşündüm.
Düşündüm ve kendim için bunu yapmaya çalışmanın nafile bir çaba olduğunu anladım.
Kendimi tanımadığımdan değil.
Karışık veya kararsız olduğumdan da değil.
Kendimi ifade edemediğimden.
Evet ben kendimi ifade edemiyorum.
Evet evet gerçekten...
Yakın geçmişimi takibe aldım; gördüm ki bu konuda basbaya özürlüyüm.
İfade etmeye çalıştıkça tekrara geçiyorum. Bunca tekrar hem gitgide beni daha çaresiz kılıyor hem inandırıcılığını yitiriyor.
Karşımdakine yeni bir savla gidemiyorum.
Onun gözünü boyayamıyorum.
Ayak üstünde dolaplar çeviremiyorum.
Bağlama çekemiyorum.
"Canım, cicim, gülüm, balım, nar tanem, nur tanem" diyemiyorum.
Halimi görsün, gözlerimi anlasın, kalbimi tutsun istiyorum, beyhude, beceremiyorum.
Ona gerçekliğimi hissettiremiyorum.
Sevdiklerimde ayarımı bilemiyorum.
Sevmediklerimde hiç uğraşamıyorum, hemen sıkılıp gidiveriyorum.
Aradakilere ise ne oluyor onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim...
Bununla beraber bu 3 zümreyi de sallamamazlık yapamıyorum.
"Amaaaan adam sen de, kim ne düşünürse düşünsün" diyemiyorum.
Üzerine basıp geçemiyorum.
"Ben buyum işinize gelirse" çekemiyorum.
Kendimi yüksek bir camdan içeriyi görmek için sürekli yukarı zıplayan bir cüce gibi hissediyorum.
Yeni yol çizip, arkama bakmadan tam gaz ileri gidemiyorum.
"Next" demeyi hiç beceremedim, beceremeyeceğim, Allah beni bunu yapmaktan esirgesin, bunu bilip bunu söylüyorum!
Gidenler gidiyor, ben bir yanımı onlarda bırakıyorum.
Yeni yıl geliyor ya, herşey bambaşka olacak ya, ben bu takvime uyamıyorum.
Ne yani 01 Ocak 2010 sabahı uyandığımda 2009'da yaşadığım herşeyi gerimde mi bırakacağım, ben buna inanmıyorum.
İstemiyorum.
Sadece inanmamakla, istememekle kalmıyor şiddetle reddediyorum.
Şimdi tam bu noktada yazımı en baştan buraya kadar okuyorum.
Yazı ufak ufak kaymaya başlıyor.
Buna müsade etmeyeceğim.
Masanın başına bambaşka düşüncelerle oturdum, madem başka yerlere kayıyor bu noktadan itibaren acilen çark ediyorum.
O halde ne diyorum?
"Hakkımda" diyorum.
Ve başlıyorum.
"Kıvırcık saçlıyım.
İri dalgalı da diyebiliriz.
Kimi arkadaşlarım bana merinos, kuzu, kıvırcık, koca saç, koca kafa, saç insan, water-proof vs... diyorlar, buna hiç bozulmuyorum.
Hatta eğlenceli buluyorum, hoşuma gidiyor, seviyorum, seviniyorum, sevildiğimi hissediyorum.
Kendimle dalga geçmenin tadına varıyorum, ben de onlara katılıyorum.
Benim markerlarım olan dağınık ve kabarık saçlarımı ve bu durumumu sonsuz seviyorum.
Kilo ve sağlıklı yaşam takıntım var, uslu uslu bunu kabul ediyorum.
Kilo alacağım diye ödüm kopuyor, azıcık yesem hemen karnımı içime çekiyorum. Tut tut nereye kadar, sonra da şişip şişip patlıyorum :-P
Temiz olmaya; giysilerimin deterjan ve yumuşatıcı, saçımın şampuan, kendimin mis kokmasına bayılıyorum.
Koku, şeftali, kestane şekeri ve midye dolma olmalı hayatımda.
Bunlardan vazgeçmem, geçemiyorum.
En sıkıntılı anlarımda bir tanesini verin bana, dünya sizin olsun, gerisini umursamıyorum.
Hepsi bu kadar mı diye soracak olursanız da...
Aradaki herşeyi boşverin
Hepsinden, herşeyden önemlisini söylüyorum:
"2009'da ilk kez en "ben" halime geçtim.
Hakkımda yazacak cümleler biriktirdim.
Onu sevdiğimi anladığım ilk an nasılmış, kendimi orda gördüm.
Yıllardır kimliksiz gezen iskeletim ifade özgürlüğüne kavuştu, dillendim.
Heyecanlandım, bekledim, özledim, kavuştum, geri uzaklaştım, rengarenk oldum, denizlere taştım...
Sonra... sonra ne çare ki medcezirle geri çekildim, kıyıya vurdum, susuz kaldım, nefessiz durdum" diye yazmayı becerebiliyorum...
Devamını getiremiyorum, tıkanıyorum.
Hakkımda'nın içi boşaldı, dere yatağına yağmur oldum,şimdi nereye niye aktığımı bilmiyorum.
Yol götürüyor, beni akıntı sürüklüyor bir tek bunu biliyorum.
"Eee tüm bunlardan bize ne?" diye soracak olursanız da
Yazının başına dönüp, "hepsi iyi güzel de kendimi ifade edemedim ya yanarım yanarım ona yanarım" diyorum.
Bakmayın boş gözlerle, bare siz anlayın beni lütfen yalvarıyorum...

İfadesizlik karşısında ne zaman mutlak biçimde çaresiz hissetsem kendimi...
Ne zaman dünyadan umudu kessem...
Alttan alta karanlık bir dilek büyütüyorum içimde:

Vursun davullar, inlesin dünya!
Yalnızlığını dinlesin dünya
Kıyamet günde benimlesin rüya

Dön dansöz dünya
Devam et ateş dansına
Yan gamsız dünya
Sığmadın aklıma

Kıvır kıvır kıvır
Öz paramparça
Kıvır kıvır kıvır
Öz esir tende

Ne oldu, yine mi anlaşamadık?
Niye boş boş bakıyorsunuz bana?
Bir zamanlar sevmediniz mi siz de hiç?
Uğraşım boşa mı?
Anlamsız,
Yararsız mı?
Sizin alınız al morunuz mor mu?
Niye öyle bakışlarınızı kaçırdınız benden?
Diyecek sözünüz yok mu?
Hakkımda diyorum...
Kıvır kıvır diyorum...
Sığmadın aklıma diyorum...
Rüyam, kıyamet günü benlesin diyorum...
Daha ne diyebilirim, bilemiyorum...

Yazı tarihi: 27&28 Aralık 2009

21 Ekim 2009 Çarşamba

Nesss the Princesss


Bendeniz bugün 24 saatliğine yüksek müsadelerinizle kendimi;

Princess, Venüsss, en güzel, en şeker, en süper, en şahane, en tatlı, en misss, en narsist, en enn ennnnn... ilan ediyorum.

Eğer becerebilirsem 24 saatliğine tüm ruh emicilerimden, kafa yiyicilerimden, kalp kırıcılarımdan kendimi azad ederek bulutlara yükselmek istiyorum.

Narsistlik ve hedonistlik arasındaki o ince çizgide dolanmak,
kafayı kıyak moda çevirmek,
karşınıza her yanından sevgi taşan bu nedenle deli dolu biri olarak çıkmak istiyorum.

Tüm hayallerimi fuşya pembeye boyayarak kandırmak istiyorum kendimi peri masalının içinde olduğuma.


Yeryüzünü daha yavaş döndürmek, gündelik bütün ihtiyaçlarımdan ve koşuşturmacalarımdan sıyrılıp bir tek nefes sesimle başbaşa kalmak istiyorum.
O zaman işte... galiba sadece o zaman... dönüp bana bahşedilen hayatın geniş göğsüne yaslayabilirim başımı.
Huzuru orada bulabilirim.

Bugün sahip olduğum herşey için, nefesim için ve varoluşum için şükür ve minnet günü.
En sahici haliyle...

Hani...
Sevgiliden "seni seviyorum" sözünü işittiğimizde mutlu oluruz ya...
Ama hep eksik bir şey kalır yine de...
Bir tuhaf boşluk!
Ama ne zaman ki sevgili bize "iyi ki varsın" der; daha da önemlisi, ne zaman ki gerçekten böyle hissettiğine inandırır bizi..
Sanki gökten bir projektör tutulur üstümüze..
Sanki varlığımız bir anda aydınlanır...
Varoluştan kastettiğim o işte!


Bugün çok sevdiklerim uzakta olabilir.
Özlemleri içimi yakabilir.
Olsun, katlanmaya alıştım bunlara.
Ama ben varım ya!

Kokular, yaşananlar, sözcükler ve sonbahar güneşinin ruhuma kattığı neşe var ya...
Onlar da olmasa ne yapardım ben?

Bugün ben iyi ki varım!
İyi ki doğmuşum!
Gerçekten...
Ve bugün ben fuşya Venüs'üm....düşündükçe...heyecanlanıyorum.

Nesss the Princess, Princess the Nesss

Yazı Tarihi: 21 Ekim 2009