Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2009 Cumartesi

Haftamın Şarkıları

Unuttuğum birşeyi farkettim bugün.
Hayli zamandır ayın şarkısını seçmiyorum.
O kadar çok müzik dinliyor ve ruhumu müzikle besliyorum ki zaten "ayın şarkısı" benim gerimde kalan bir kıstas oldu.
Haftanın, hatta günün şarkısını seçmeliyim ben.

Hadi şimdilik haftalık seçimlerle yetinelim. Fakat uzun süredir seçimi açıklamadığım için bugün bir tane haftanın şarkısı bir tane de listeme kontenjandan giren şarkı seçiyorum.

Bu haftaki seçimimde bir istisna yapıyorum üstelik. İlk kez Türkçe şarkılar seçiyorum.
İlki Sezen Aksu'dan "Biliyorsun"
Hadi gelin dinleyelim birlikte aşağıda yazdığım sözlerini de mırıldanarak:
http://www.vtunnel.com/index.php/1010110A/b2368b163adc5a7964c50d062c2dfeaeeae57147a3adda471a254e3c9581571b031bb4640aced13518410

Biliyorsun
Hayat bazen öyle insafsız ki
Küçük bir boşluğundan yakalar
Hissettirmez en zayıf anında
Seni ta yüreğinden yaralar

Ellerin kolların bağlansa da
Başında kasırgalar kopsa da
Sen tüm gücünle karşı koysan da
Seni acımasız sevdaya salar

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun
Beraber olamayız benim gibi biliyorsun
Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım
Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun
Beraber olamayız benim gibi biliyorsun
Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım
Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun

Haklısın biraz geç karşılaştık
Oysa hiç konuşmadan anlaştık
Bazı şeyler var ki söylenmiyor
Biz senle sözleri susarak aştık

İnsan acılarla kıvransa da
Ve o aşkta bir daha doğsa da
Dünyasını yeniden kursa da
Düşler ve gerçekler ayrı ayrı yaşar

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun
Beraber olamayız benim gibi biliyorsun
Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım
Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun

Söz-Müzik: Sezen Aksu

* Bu ilk şarkımda dağılmışspor vaziyetlerine gelmediyseniz gelin ikinci şarkıyı dinleyelim.
Üstüne bi de bunu dinleyince dağılacağınız garanti :-P
İkinci şarkım "Nefes" filminin kontejanından listeme giren Emrah'ın "Götür beni gittiğin yere"(Sensiz ben nefes alamam) şarkısı.
Sakın ola burun kıvırmayın. Önyargınızı koyun kenara. Önce buyrun bir dinleyin, birşey kaybetmezsiniz, beğenmezseniz de kalıbınızın dışına çıkmış olursunuz, fena mı?
Zaten "Nefes"i izlediyseniz son sahnedeki bu şarkıya tutkuyla bağlanmamanız mümkün değil!
http://www.vtunnel.com/index.php/1010110A/2e70ef10857eb220b327c61a2dac6281da712ecbcdd900327a1c95231312f5da58bbb1f49b1b702e18720

Götür beni gittiğin yere

bu aşk böle bitemez
bırakma terk etme beni
atma beni ölümlere
atma beni zulümlere
götür beni gittiğin yere

sensiz ben nefes alamam
buralarda hiç duramam
tek başıma yanlız kalamam
senin kokunu özlerim hep yollarını gözlerim
götür beni gittiğin yere

aşkındır beni yaşatan beni hayata bağlayan
atma beni ölümlere atma beni zulümlere
götür beni gittiğin yere
sensiz ben nefes alamam
buralarda hiç duramam
tek başıma yanlız kalamam
senin kokunu özlerim hep yollarını gözlerim
götür beni gittiğin yere

Söz-Müzik: Emrah

Yazı Tarihi: 07 Kasım 2009

23 Ağustos 2009 Pazar

The "One"



Her seferinde ilkmişçesine aynı heyecan ve aynı soluksuzlukta dinliyorum U2'nun "One" şarkısını. Duygularımın beni sarsan şiddetini aynı derinlikte ama farklı farklı fazlarda, hazlarda yaşıyorum.
Dağarcığımda bu şarkıyla boy ölçüşebilecek tek tük şarkı arasından ısrarla bunu birinci seçiyorum.
Hem mutluluk, hem üzüntü, hem çokluk hem de yalnızlık şarkısı oluyor o benim için.
Ve hiç şüphem yok ki yaşım, yaşadıklarım, aşklarım ne olursa olsun bu şarkı benim hep en özelimde, en tekelimde kalmaya, dinlenmeye ve hissedilmeye devam edecek.
Her kulaklarımda yankılandığında içimde yankılanacak, içimdeki o "The One"ı en derinimde hissettirecek.
Ertuğrul Özkök yine şahane bir pazar yazısında mükemmel kalemini bu sefer de "One" a değdirmiş, iyi de etmiş...
Böylesine güzel bir şarkı belki de ancak böyle hissiyatlı anlatılabilrdi.
Ben bayıldım, tabi ki sizinle paylaşacağım...

Şarkıyı dinlemeniz için bu linke:
http://www.vtunnel.com/index.php/1010110A/271cd50835c100e06917cd027ffe8c70964d42a131a5dd876bcabf189f1a4f7ab1d3dc99e6f8415a15936

Yazıyı okumanız için de bu link'e tıklayabilirsiniz:
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12331707.asp?yazarid=10&gid=61


Ah Biricik, senin yüzünden

O gece Zagreb’de hayatımın en heyecan verici gecelerinden birini geçirirken fark ettim.

U2 "The One" diyordu.
O, "one" kelimesini nasıl çevirmek lazım diye düşündüm.
En alelade manasında "bir" desen, yok, hiç alakası yok.
Biraz daha derine inip, "tek" desen.
O bile bayağı sığ kalıyor.
Zagreb konseri, bir daha hiç çıkmamak üzere kanıma, mazime, geleceğime giriyordu.
Kelimeler kifayet etmiyordu.
Bula bula o kelimeyi buldum.

"Biricik..."

* * *

Yine o gece en çaresiz anımda damarıma takılmış serum gibi kanıma işleyen o stat uğultusu beni acayip bir tribe sokuyor.
Bitmez tükenmez meditasyonlarımdan biri başlıyor.
Çakralarım açılıyor ve fark ediyorum.
O "one", o "biricik" var ya, işte o neyse, bizi pervaneye çeviriyor.
Kendini terk etmiş bir semazen gibi, o biriciğin etrafında dönüp dolaşıyoruz.
Sanmayın ki, şuursuzca, hayır tam aksine bütün şuurumuzla.
Bilinç dediğimiz o kendini bilme halinin en keskin kararıyla, taammüden dönüp duruyoruz.
İşte o "biricik" var ya, bütün ihmallerimizin tek müsebbibidir o.
Bazımız için işimiz, bazımız için inancımız, bazımız için bir kadın veya bir erkek, bazımız için bir tutku, yazmak, dinlemek, bestelemek, oynamak, kazanmak tutkusu, yani iktidar.
Bazılarımız içinse kendimiz. Sadece kendimiz.
Her halükárda, bir şeyleri, birilerini ihmal ettiren, ıskalatan bir şey.
Ama bütün bunlara değer bir şey.

* * *

Sonra bir an gelir, kendi kendinizden müsaade isteyip teneffüse çıkarsınız.
Etrafınıza, mahalleye, ihmal edilmiş şeylere bakarsınız.
Mesela, mutlaka dinlerim diye bir kenara koyduğunuz bir CD’ye, bir kitaba.
İhmal ettiğiniz bir arkadaşa.
Eski bir sevgiliye, ne bileyim, eşe dosta...
Dün benim böyle bir günümdü.
Selmi Andak’ın bestelerinden yapılan "O Şarkıyı Henüz Yazmadım" CD’sini dinledim.
Ve, Sevinç Tevs’i hatırladım.
Daha doğrusu, bütün hayatı boyunca yaptığı tek plağı.
"Ve Ben Yalnız..."
Bir kadın düşünün ki, 1958 yılında Miami’de bir caz yarışmasına girmiş ve cazın anavatanında birinci olmuş.
Hem de ikinciliğe kimi bırakarak.
Buğulu bir ses.
Gerçekten, anavatan cazcılarına parmak ısırttıracak bir geniz.
Ve düşünün ki, bütün hayatı boyunca şarkı söylemiş, geride hayranlar bırakmış, ama ondan geriye kala kala sadece bir 45’lik kalmış.
Ben onu değil, ama kızını tanıdım.
O harika besteci Şehrazat’ı.
İşte onun "Su Gibi"sini hiç ihmal etmedim.
Kim bilir kaç yalnız gecede, kaç umutsuz, terk edilmiş, terk etmiş anımda, dinledim.
Bazen yalnızlığımı aldı götürdü, bazen de beni daha beter yalnızlıklara yolladı.
Dün Selmi Andak’ın CD’sini dinledim.
Şöyle diyeyim.
"Issız Adam" filmini seyrederken giderdiğim hasret duyguları kadar duygular giderdim.
İhmalkárlığın onlara değil, kendime büyük fenalık olduğunu hissettim.
Asu Maralman’ı yine çok sevdim.
Ajda desen, bir şey söylemeye gerek yok.
Her zaman büyük.
Sezen...
Cesur, pervasız, unutulmaz.
Yeliz’in "Hayalimdeki Adam"ı olağanüstü.
Ve "Kandil"...

* * *

Romantizm, bazen gülünç hale düşmeyi gönüllü olarak kabullenmektir.
Arabesk de öyle.
Ama emin olun, en küçümseyenimizin bile öyle anları vardır.
Kimselere itiraf edemez, acısını başkalarından çıkarır.
Bir kabul etse ki, bu ilkel romantizme, bu harika arabeske herkesin ihtiyacı vardır, içindeki o letant romantik rahatlayacak, uçacak.
Selmi Andak bestelemiş, Zeki Müren yazmış, hemşerim Ferdi Özbeğen harikulade söylüyor.

"Vefa arıyorum
Dost arıyorum
Şefkat arıyorum
Aşk arıyorum..."

("One" ın Zagreb konseri kaydı olan bana gönderirse çoooook mutlu olurum: neskil@gmail.com)

Yazı Tarihi: 22 Ağustos 2009

7 Temmuz 2009 Salı

Pop'un kralına veda


Dostları Michael Jackson'u şarkılarıyla uğurluyor

Şu anda NTV canlı yayında 25 Haziran 2009'da, 50 yaşında hayatını kaybeden pop'un kralı Michael Jackson'un Los Angeles'taki cenaze törenini canlı olarak izliyorum.
Bir devrin, dönemin kapınışına canlı olarak şahit oluyorum.

Bir çok ünlü isim, aile yakını ve önemli şahsiyet onun ölümü sonrasında duyduğu üzüntülerini, onu ne kadar çok özleyeceklerini, yerinin ne kadar doldurulamaz olduğunu, onunla ilgili hatıralarını ve onun sıradışı özelliklerini dillendiriyorlar.
İkonik ve ironik ay yürüyüşünün (moonwalk)her birinin üzerinde bıraktığı büyüleyici etkiden bahsediyorlar.
M.Jackson'ın 10 yaşında çıktığı bu serüvendeki daha önce hiç kimsenin cesaret edemediği her şeyi başarmadaki üstün çabası ve çalışkanlığından ne kadar etkilendiklerinden dem vuruyorlar.
Michael'in sahnede "öl ya da öldür" düşüncesini benimseyerek sahnede devleştiğini ve yaşamış, gelmiş, geçmiş en büyük sanatçı, en büyük şahsiyet olduğunu anlatıyorlar.
Michael'i keşfeden müzik yapımcısı, onun üzerinde birçok oyun oynamasına rağmen babasından daha çok sevdiği iddia edilen kişi uzun ve duygulu bir konuşma yapıyor.

Şimdi de Stevie Wonder konuşuyor. İlk cümlesi: "bu öyle bir an ki keşke böyle bir ana hiçbir zaman tanıklık etmeseydim"
Ve Stevie Wonder Quincy Johns'a yazdığı ve Michael'in daha önce inanılmaz güzel seslendirdiği şarkıyı piyano eşliğinde seslendiriyor. Hem sözler hem melodi oldukça duygulu.
Sonrasında ise NBA'in bu seneki şampiyonu LA Lakers'ta top koşturan ünlü basketbol oyuncusu Kobe Bryant Michael'le ilgili bir kaç cümle söylüyor, efsane basketbolcu Magic Johnson ise onun dehasını övüyor.
Onlardan sonra sahneye zencilere özgü kuvvetli ve muhteşem sesiyle Jennifer Hudson çıkarak arkasındaki büyük koro ve Michael'in sahneye yansıtılan görüntüleriyle "Will You Be There"i söylüyor.
Bence daha önce çıkan Mariah Carey ve Lionel Richie'den daha etkileyeci bir atmosfer yaratıyor. Söylediği şarkının sözleri çok etkileyici. Bir bölümünü aşağıda sizinle paylaşmak istiyorum:

In our darkest hour
In my deepest despair
Will you still care?
Will you be there?
In my trials
And my tripulations
Through our doubts
And frustrations
In my violence
In my turbulence
Through my fear
And my confessions
In my anguish and my pain
Through my joy and my sorrow
In the promise of another tomorrow
I'll never let you part
For you always in my heart

Bu anlamlı ve hüzünlü Michael şarkısından sonra ise bir general edasıyla ve tansiyonuyla bağrış çağrış konuşan kişi Rahip Al Sharpton oluyor. Bu heyecanlı amcanın az önce yakalanan duygusal havaya hiç yakışmadığını düşünüyorum. Her zaman her ortamda ayrık otlar olabiliyor :)

Benim de çocukluğumun bir kısmında olan ve sonrasında müzik kulağım, zevkim ve seçimlerim oturmaya başladıkça da dinlediğim 'Oldies but Goldies' lerde Michael'in yeri benim için de çok özel olmuştur.
En çok hangi şarkısını sevdiğim konusunda ayrımcılık yapamıyorum. Yine de ilk aklıma gelen şarkısı nedir diye sorarsanız 'Dirty Diana', 'Librarian Girl' ve 'The Way You Make Me Feel'in mutlaka ilk sıralamalara girdiğini söylemeliyim.

Nihayet rahip amcanın konuşması bitti ve yine sahnedeyiz. Favori sanatçılarımdan olan John Mayer gitarını konuşturarak "Human Nature"i söylüyor. Thriller albümünün en güzel şarkılarından biri: soft bir ses, soft bir şarkı...

Offf şimdi ise gelmiş geçmiş en güzel kadınlardan biri olan Brooke Shields mikrofunu aldı. Bakalım neler diyecek...
Michael ile tanıştıklarında 13 yaşında olduğunu ve o günden bu yana dostluklarının hep büyüdüğünü, nerede olurlarsa olsunlar birlikte çok eğlendiklerini, çok güldüklerini ve aralarında kuvvetli bir bağ olduğunu belirtiyor.
Her ikisinin de çok küçük yaşta spot ışıklarıyla tanışmalarının birbirlerine yakınlaştırdığını söylüyor. Michael'in herşeyi kalbiyle gördüğünü ve sevdiğini belirtiyor. Sözlerini bitirirken duygulanıyor ve gözyaşlarını zor tutuyor.

Brooke Shields'ten sonra sahneyi Micahel'in kardeşi onun en sevdiği şarkı olan 'Smile' şarkısını gözyaşları içinde seslendiriyor.

Ve şimdi de Marin Luther King III'nin oğlu konuşuyor. Bu tarz konuşmalar aynı rahibinki gibi duygusallıktan uzak şov amaçlı geldiği için anında diğer kanallara zaplıyorum...

Bu esnada evin telefonu çalıyor. Arayan yurtdışında yaşayan abimler.
Önce yengemle konuşuyorum, sonra da hasreti burnumda tüten 6 yaşındaki yeğenlerim Zeynep ve Alp'le. Önce Zeynep'le uzun uzun, kız kıza sohbet ediyoruz. Daha doğrusu etmeye çalışıyoruz. Çünkü ikizi enerji küpü Alp arkadan gelen çığlıklarıyla bizi rahat bırakmıyor.
Zeynep sohbetimizi sürekli bölerek Alp'i fırçalıyor sonra da bana tam bir lady kibarlığıyla geri dönerek az önceki sinirli ve cadaloz sesinden eser kalmadan yüksek bir cilveyle 'Sorry' diyor ve sohbetimize devam ediyoruz.
Allah kısmet ederse 20 gün sonra gelecekleri Ankara seyahatlerinde birlikte neler yapacağımızı konuşuyoruz. Bu sene çalışmıyor olduğum ve ful zaman onlarla olacağım için çok mutlular. Zeynep'in herhalde hayatında en çok güldüğü şey olan 'Recep İvedik'in filmi üzerine konuşuyoruz. Daha önce büyük bir şaşkınlık içinde, İngiliz aksanıyla sorduğu "Is there really such a person?" sorusunun cevabını ona anlatmaya çalışıyorum. Sohbet şenlikli bir şekilde devam ediyor...
Telefonu kapatıp NTV'ye döndüğümde "We're the World"ün söylenildiğini görüyorum. Sahnedeki herkes elele, kilise korosu gibi bir o tarafa bir diğer tarafa sallanarak. Hem tebessümle hem gözyaşlarıyla. Gerçekten mitleşmiş bir şarkı. Tüm zamanlarda da öyle kalacağından hiç şüphem yok.
Şarkı bittiğinde Jackson kardeşler siyah kıyafetler ve siyah gözlükler içinde veda konuşması yapıyorlar.
Acılarıyla ilgili birşeyler söylemeye, anılarını anlatmaya çalışıyorlar. Tüm törene damgasını vuran en acıklı sahne ise son sözü titrek sesi ve gözyaşları içerisinde babasının ne kadar mükemmel bir baba olduğunu ve onu çok sevdiğini söyleyen kızı Paris oluyor.
Hüzünlü bir sahne.
İlk başlarda hiç idrak edilemese de bir insanın başına gelecek en büyük acı ailesinden birilerini kaybetmesi.
Etinden et kopuyor.
Bu ancak zaman geçtikçe hissediliyor.
Bu acıya dayanamama zaman içinde ağırlaşıp gerçek yükünü hissettiriyor.
Yakınının acısını yaşayan herkese Allah'tan sonsuz güç ve sabır diliyorum.

Ve Michael sen, huzur içinde uyu, tüm sevenlerinin dediği gibi; Tanrı seni korusun.


Yazı Tarihi: 07 Temmuz 2009

28 Ekim 2008 Salı

Tekfen Filarmoni ile 1güfte 12beste

Ankara’lıysanız ve sanata biraz ilginiz varsa klasik müziği dinler, seversiniz.
Ankara’da yaşadığım ortaokul, lise ve üniversite yıllarım boyunca başta Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın özellikle Yeni Yıl Konserlerini ve Bilkent Senfoni Orkestrası’nın birbirinden coşkulu konserlerini kaçırmamaya özen göstermiştim.
Ankara’nın sanata, sanatın Ankara’ya yakışan kimliğindeki bu elegans buluşmadan Devlet Opera ve Balesi’nin görsellik içindeki şölenleri de nasibini alırdı.
İstanbul’a yerleşmeden hemen önce bu şaşalı şehrin göz boyayan neon ışıkları parlaklığında bir sanat hayatı olacağını ümid ederek ne hevesler beslemiştim içimde.
Yerleştikten kısa bir süre sonra üzülerek anlayacaktım ki şehrin yoğun hayatı sanata Ankara’daki kadar vakit ayırma lüksünü bana vermeyecekti.
Ayrıca Ankara’da sanat için yapılan sanat İstanbul’da çoktan ticari kaygılara yenik düşmüştü.
İzlediğim roller rol kokuyor, ne sanatçılar ne sahne ne kostümler ne müzik hiçbiri Ankara’daki gerçekliği yakalamaya yetmiyor, bu konuda güdük kalıyorlardı.
Alternatif çok ama nitelik hep zayıftı.
Birkaç yıl önce bu küskünlük içerisinde kültürel aktivite seyrimi en asgariye çektiğim bir dönemde katıldığım Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın konseri beni yeniden Ankara günlerimdeki coşkuya götürdü.
O gün bugündür Tekfen Filarmoni özellerim, gözbebeklerim arasındadır.
23 ülkeden sanatçı ve enstrümanın yer aldığı çok sesli orkestrası tam bir kültür mozaiği.

Ve bu kültür mozaiği bu akşam Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda Cumhuriyetimizin kuruluşunun 85. yıldönümünü kutlamak amacıyla özel bir konser verecek. Aslında tam olarak konser de denemez; Arsen Gürzap, Çetin Tekindor ve Hüseyin Sermet'li konser ötesi bir kurgu.

Ben akşam olmasını ve bu konseri izleyip, dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Darısı başınıza :-)

(Yazımın devamı konser tanıtım yazısından kısa bir alıntıdır)

Mehmet Akif Ersoy’un Milli Mücadele Dönemi’nde kaleme aldığı şiirin 12 Mart 1921 tarihinde milli marş güftesi olarak kabulünün ardından bu sözler için açılan beste yarışmasına katılan eserler arasından 12 tanesinin notalarına uzun araştırmalar sonucunda ulaşılmış; Nevit Kodallı, Çetin Işıközlü, Emre Aracı, Hüseyin Sermet, Betin Güneş, Turgay Erdener, Özkan Manav, Ayşe Önder, Ertuğ Korkmaz, projenin sanat danışmanı ve aynı zamanda bestecilerinden biri olan Hasan Uçarsu gibi Türkiye’nin önde gelen bestekarları tarafından bu eserlerin orkestra aranjmanları yapılmıştır.
Şef Saim Akçıl yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ile birlikte, TRT İstanbul Gençlik Korosu, Şenol Talınlı (tenor), Sumru Ağıryürüyen (vokal) Hüseyin Sermet (piyano), Ercan Irmak (ney), Göksel Baktagir (kanun), ve Yurdal Tokçan (ut) gibi usta isimler de Cumhuriyet konserinde sahne alacaklardır. Kapanışın resmi İstiklal Marşı ile yapılacağı gecede o dönemin atmosferini seyirciye daha iyi hissettirmek amacıyla eserler arası geçişlerde, tiyatro yönetmeni Yücel Erten’in sahneye koyduğu narasyon ve anekdotlara da yer verilecek. Milli Mücadele Dönemi’nin duyguları Arsen Gürzap ve Çetin Tekindor’un anlatımıyla yeniden yaşatılmış olacak. Bilet satışından elde edilecek gelir, Tekfen Vakfı Eğitim Bursu Fonuna kaynak olarak aktarılacaktır.

KONSER KÜNYESİ
Şef Saim Akçıl yönetiminde Tekfen Filarmoni Orkestrası
Yönetmen: Yücel ErtenTRT İstanbul Gençlik Korosu
Arsen Gürzap, Çetin Tekindor - Narasyon
Şenol Talınlı - Tenor
Sumru Ağıryürüyen - Vokal
Hüseyin Sermet - Piyano
Ercan Irmak - NeyGöksel Baktagir - Kanun
Yurdal Tokcan - Ud

http://www.1gufte12beste.com/

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&Date=22.10.2008&ArticleID=1005799&AuthorID=55&b=&a=Meral%20Tamer

Not: Bu etkileyici konser izlemek isteyenler için 28 Ekim Salı akşamı ve 29 Ekim'de NTV'de yayınlanacaktır. Kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Yazı Tarihi: 24 Ekim 2008

29 Haziran 2008 Pazar

Ruhumun Gıdası Müzik


İlk olarak nerede duyup, okuduğumu hatırlamıyorum ama Silent Mob’u sanırım birkaç aydan beri duyuyorum.
Aynı ortamda biraraya gelen insanların, dış ses olmadan, kendi kulaklıklarından dinledikleri müzik eşliğinde dans etmeleri ve parti yapmaları olarak tanımlanıyor. Dinlenilen müzik çoğunlukla ortamdaki dj tarafından yapılıyor ve partizanlar wireless kulaklıklarından gelen bu müzik eşliğinde dans ediyorlar. Dj’lerin olmadığı ortamlarda ise herkes yine kendi MP3’ündeki favori müziğini kendi kulaklığından dinleyerek dans ediyor.
Fikir ilk olarak 1990’larda bir grup eko-aktivist tarafından kalabalık toplulukları orman gibi yerlerde biraraya getirerek doğaya ve hayvanlara zarar vermeden parti yapma sevdasından doğmuş ve özellikle 2005’te Londra’dan tüm Avrupa ve dünyaya yayılmaya başlamış.
Biz de bu Pazar günü Beyoğlu Tünel’de bir grup Silent-Mobber’a ve aktivitelerine denk geldik.
Müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna dememişler.
Yaşları bir hayli genç olan bir grup mobber kimseyi umursamaz tavırları ve özgüvenleri ile çok eğleniyor görünüyorlardı. Medeni cesaretlerine hayran kaldım, bravo onlara:-)
Esasen biz Beyoğlu’na akşam Maçka’da gideceğimiz konser öncesi kaynama derecesindeki sıcak havada soğuk birşeyler içerek vakit geçirmek üzere gitmiştik.
Bu akşam, 36.İstanbul Müzik Festivali kapsamında 24 Haziran’da Aya İrini’de sahne alacak Tekfen Filarmoni’nin Dünya Prömiyeri’ni performe edecekleri konserin, konser öncesi son provasını izleyecektik.
Şimdiye dek birçok kez seyrettiğim konserler, prömiyerler, galalardan farklı olarak ilk kez bir konser provası izleyecektim ve bunun için çok sabırsızlanıyordum.
Daha önce Tekfen Filarmoni’yi 1 kere izlemiş ve kusursuz performanslarına o kadar hayran kalmıştım ki sonrasında nerede Tekfen Filarmoni adı duysam dikkat kesilmeye başladım.
Bu sebeple bu seneki Müzik Festivali programında Tekfen Filarmoni’nin de bir konser vereceğini öğrenir öğrenmez bu konsere gitmeyi arzuladım.
Ben gibi sıkı hayran kitleleri çok kalabalık olmalı ki günler öncesinde konser biletlerinin tükendiğini öğrendik.
Birlikte iş yaptığım Tekzen Yapı Market’in yöneticileri, bu yoğun talep sebebiyle kendilerinin konser öncesi yapılacak son provaya davetli olduklarını belirterek beni de davet etme nezaketinde bulundular. Aldığım en değerli davetlerden biri olduğu için hiç düşünmeden kabul ettim.
Orkestra, kurulduğundan beri Saim Akçıl’ın şefliğinde çalışıyor.
Konserde ülkemizin en tanınmış arpistlerinden Şirin Pancaroğlu orkestraya eşlik ediyor. Arp’a kattığı harika yorumunun yanısıra ilk kez bu konserde dinleme ve tanıma fırsatı bulduğum arp familyasından yaylı bir enstrüman olan Çeng’i de performe etti.
İlk perdede Tchaikovsky’nin İtalyan Kapriçyosu ve Dvorak’ın “Yeni Dünyadan” adlı eseri, 2.perde de ise Hasan Uçarsu’nun Davetsiz Misafirler adlı yapıtları seslendirildi.

Ve Tekfen Filarmoni yine tüm konser boyunca beni kendine hayran bıraktı.
Tek kelime ile muhteşem, inanılmaz ve çoook etkileyecilerdi…
Müzik ruhun bu kadar mı gıdası olabilir…

Ve neşesi…
Ve coşkusu…
Ve dinginliği…
Ve hayatın anlamı…

Hayatıma güzellik kattığın için teşekkürler müzik, teşekkürler Tekfen Filarmoni... :)

http://www.iksv.org/muzik/program.asp?EID=16

Yazı Tarihi: 22 Haziran 2008