Değerli arkadaşlarım,
Evden çalışmak(home office), çalışmamak demek değildir.
Evden çalışanlara çat kapı gidilmez, gün ortasında yapılacak işler için onların her daim uygun olduğu düşünülmez, şöforluk ya da her nevi getir-götür işleri onlardan talep edilmez veya ima yoluyla istenmez, duygu sömürüsü ya da metazori yapılmaz.
Çalışma saatleri motivasyonu ve konsantrasyonu oldukça zor olduğu için "nasılsa gündüz çalıştı, akşam bunları yapmaya hakkımız var" diye düşünülmez.
Evden çalışanların 24 saati önemli ve en az ofiste çalışanlar kadar değerlidir!!!
Bilenlerin, bilmeyenlere duyurması ve duruma uygun davranılması önemle rica olunur.
Tşk...
Bu blog'da okuyacağınız olaylar, kişiler ve mekanlar gerçek olabileceği gibi tümüyle hayal ürünü de olabilir. Bazı yazılar ruh sağlığınızı bozabilir, keyfinizi kaçırabilir, bam telinize dokunabilir. Böyle durumlarda blog yazarı Neslihan Venüs Kılıç hiçbir şekilde yazdıklarından sorumlu tutulamaz, adres gösterilemez. Siz bırakın onu bunu, şunu bilin yeter; "Yapan, yaptıran yalnız Allah'tır", gerisi hikaye...
NeVital etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NeVital etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2012 Pazartesi
Evden çalışanlara saygı!
Etiketler:
arı sütü,
bal,
evden çalışma,
home office,
home-office,
kestane balı,
NeVital,
organik bal,
propolis
18 Ağustos 2011 Perşembe
NeVital'le siz de 1 numara olun!
Tüm Hollywood'un elinden düşüremediği, sağlıklı, doğal, güzel ve lezzetli, Türkiye'de sadece www.NeVital.com'da bulabileceğiniz Amerika'nın 1 numarasına kavuşmanıza sadece saatler kaldı:))
Dünyanın peşinden koştuğu, Hollywood starlarının vazgeçemediği harika marka çok yakında www.NeVital.com 'da.
NeVital'de hayat nefes, hayat nefis...
6 Nisan 2011 Çarşamba
‘Ben varken sana bir şey olmaz!’
Öldüm!
Ben resmen bininci kez öldüm arkadaş!
Bu kadının yazısını okuyunca, bu yazısını okuyunca yine delik deşik oldum. (yazıya gitmek istiyorsanız burayı ya da başlığı tıklamanız yeterli)
Nasıl da adama "vayy beeee" dedirten cümleler buluyor, duyguları ilmik ilmik işliyor okuyana.
Deli, manyak, çatlak, kuralsız, edepsiz ve hepsi birden ama biz her şeyiyle onun tüm hayatını merak ediyoruz.
Yıllardır hepimiz burnunun dibindeyiz kadının, ailesinden biri gibi, en yakın arkadaşı gibi, günlüğünü gizlice okuyan biri gibi.
Ya da kıskançlıktan çatlayarak sahip olduğu herşeyi kendimiz için istiyoruz; kariyerini, ününü, şöhretini, başarılarını, parasını, çalışkanlığını, çevresini, ailesini, sevgilisini ve kızını.
Ne yalan söyleyeyim, eğer herşey yazdığı gibiyse gerçekten ben de isterdim.
Hepsini geçtim kurduğu süper cümleleri ve "Ben varken sana bir şey olmaz" diyecek hayatımın aşkını...
Vayy be lafa bakın "Ben varken sana bir şey olmaz!"
Ömrüm boyunca aradığım cümle buydu.
Ömrüm boyunca aradığım aşk bana bunu söylemeliydi.
Şimdiye kadar hayatıma giren aşklarımsa "başına ne bela gelirse ben hayatına girdikten sonra gelir" cümlesini dedirttiler ya bana, helal olsun!
Ve aynı zamanda buradan kendilerine selam olsun!!!
Nes, the tornado...
Yazı tarihi: 06 Nisan 2011
Ben resmen bininci kez öldüm arkadaş!
Bu kadının yazısını okuyunca, bu yazısını okuyunca yine delik deşik oldum. (yazıya gitmek istiyorsanız burayı ya da başlığı tıklamanız yeterli)
Nasıl da adama "vayy beeee" dedirten cümleler buluyor, duyguları ilmik ilmik işliyor okuyana.
Deli, manyak, çatlak, kuralsız, edepsiz ve hepsi birden ama biz her şeyiyle onun tüm hayatını merak ediyoruz.
Yıllardır hepimiz burnunun dibindeyiz kadının, ailesinden biri gibi, en yakın arkadaşı gibi, günlüğünü gizlice okuyan biri gibi.
Ya da kıskançlıktan çatlayarak sahip olduğu herşeyi kendimiz için istiyoruz; kariyerini, ününü, şöhretini, başarılarını, parasını, çalışkanlığını, çevresini, ailesini, sevgilisini ve kızını.
Ne yalan söyleyeyim, eğer herşey yazdığı gibiyse gerçekten ben de isterdim.
Hepsini geçtim kurduğu süper cümleleri ve "Ben varken sana bir şey olmaz" diyecek hayatımın aşkını...
Vayy be lafa bakın "Ben varken sana bir şey olmaz!"
Ömrüm boyunca aradığım cümle buydu.
Ömrüm boyunca aradığım aşk bana bunu söylemeliydi.
Şimdiye kadar hayatıma giren aşklarımsa "başına ne bela gelirse ben hayatına girdikten sonra gelir" cümlesini dedirttiler ya bana, helal olsun!
Ve aynı zamanda buradan kendilerine selam olsun!!!
Nes, the tornado...
Yazı tarihi: 06 Nisan 2011
Etiketler:
arı sütü,
bal,
başbakanın kestane balı,
kestane balı,
NeVital
4 Şubat 2011 Cuma
Aşk Tesadüfleri Sever
"Aşk Tesadüfleri Sever"
lütfen yazının üzerine tıkladığınızda açılacak şarkıyı arkanıza yaslanarak ve gözlerinizi kapatarak dinleyiniz, sözlerini anlayınız, anlamakla kalmayıp özümseyiniz.
Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı
Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı
Herkes geçmişi öder
Bir yol ayrımında
Başlamak istersen
Yeni bir hayata
Gölgeni yedek
Bırak ardında
Hayat tekrarları sever
Yeniden başlamayı
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı
Müslüm baba büyüksüüünnn :)
Bu şarkıyı bir de Kibariye'den dinlemek isterdim, onun da çok hissederek, ortalığı yıkarak söyleyeceğine eminim.
Björk ün “Bachelorette” şarkısı üstüne yazılmış bir şarkı.
Bugün vizyona giren "Aşk Tesadüfleri Sever" filmini izlemeden önce duymamıştım, bilmiyordum bu şarkıyı. (Fragmanı izlemek için yazının üzerine tıklayabilirsiniz)
Film bu şarkıyla başlıyor. Jenerik bununla dönüyor. Haliyle daha girişte izleyicide yüksek bir heyecan yaratıyor. Müslüm baba ne söylerse damardan giriyor zaten. Hafif bir film olmayacağını hissediyoruz, biz ve salondaki sinemadaş yandaşlarım.
*****
Hikaye Ankara'da başlıyor.
Ve film boyunca Ankara-İstanbul arasında devam ediyor.
Ankara'da o dönemlerde yaşayan herkesin bildiği, takıldığı mekanlar gözümüzün önünde.
E başka yere gidilmezdi, başka yer diye birşey yoktu da zaten.
Filmde esprisi de geçiyor: "Siz Ankara'lılar biraraya geldiniz mi illa ortak bir tanıdık buluyorsunuz" diyorlar.
Doğru.
Hepimizin gittiği yerler o kadar sayılı ve aynıydı ki, herkes herkesi ister istemez tanırdı.
Çoğu karede olan Kuğulu Park'ta benim de bütün çocukluğum geçmişti.
"CafeMiz", nasıl deyim size, bizim dönemdeki Ankara'lılar için CafeMiz, bir dönem Beyoğlu'ndaki Markiz Pastanesi gibiydi. Gitmeyen, orada anısı olmayan, kapısının çıkışındaki sakız ve şekerlerden yemeyen yoktur.
"Manhattan"; tek rock bar orasıydı, herkes, hepimiz onlarca kez gitmişizdir. Cuma-Cumartesi akşamları okul kantini gibi olurdu.
Biz Ankara'lılar Kuğulu Park'ta büyür, CafeMiz'de erginleşir, Manhattan'da da olgunlaşırdık.
Ben Ankara'yı unutmaya çalıştıkça an an yaşadım her hatırayı tekrar, an an gittim o günlere tekrar tekrar...
"Ankara'dan İstanbul'a gidip de geri dönen gördün mü hiç?" diye soruyor filmdeki anne oyuncu kızına.
Bu cümleyi açar, bende yarattığı sarsıntıyı dökersem ortalığa öyle bir dağılırım ki belediye bile toplayamaz beni. Cümleyi anında transit geçiyorum işte bu yüzden.
İsmine uygun bir şekilde filmde o kadar çok tesadüf var ki "ancak filmlerde olan" cinsten.
Filmde yaşanan aşk o kadar imkaansız ki "ancak filmlerde olan" cinsten.
Günümüzde, hele hele İstanbul'da özü/kökü Ankara'lı bırakın Ankara'yı ne bileyim Eskişehir'li, Yozgat'lı, Kayseri'li, Trabzon'lu, Erzurum'lu bile olsa yok, yok da yok;
böyle mert, haysiyetli, sevmekten korkmayan,
en küçücük bir panik anında topukları yağlamayan,
aşka değer veren,
canı istediğinde elini kolunu sallayarak kadının hayatına girip, canı istediğinde çıkmayı marifet bellemeyen,
haftalar, aylar, belki de yıllar boyunca çok özel anlar paylaşıp sonra ne olduğunu bile açıklama zahmetine katlanamadan onursuzca sırra kadem basmayan,
Bırakalım tüm bu aşk mevzularını, bir kadına değer vererek onu tanıyıp, anlayıp, yanında durabilecek, farkını hissedecek vakti dahi ayıracak,
sevdiği kadına en duygusal haliyle bakarak "Sen nerelerdeydin şimdiye kadar" diyecek,
"Sen sakın ağlama" diyerek gözyaşlarını silecek erkek gibi erkek, filmlerden başka bir yerde yok da yoookkk!!!...
Üstelik kızın bir de uzuuuun zamandır süren ve evliliğe giden bir ilişkisi var adamla birbirlerine aşık oldukları zamanlarda.
Adam- Mehmet Günsür- yine en duygusal haliyle kızın- Belçim Bilgin Erdoğan- saçlarını okşayarak "alacağın her karara saygılıyım" diyor.
Öbür ilişkideki arkadaşımız yakışıklı, zengin, kızı çook seven ve hiç aldatmayan karizmatik bir genç. (Ezel'deki Cengiz)
İş gezisinde olduğu Rusya'da bile sevgilisini aldatmıyor!!! ve bir de üstüne Ankara'ya gelip kıza sürpriz yapıyor kocamaaaan bir tek taşla "benimle evlenir misin?" diyor CafeMiz'de.
Daha fazla sizi filmden soğutmadan anlatmayı burada kessem iyi olacak.
Filmin finalinde Ayda Aksel tüyler ürpertici bir oyunculuk sergiliyor, adeta devleşmiş, müthişşşş.
Aynı zamanda o sahneye eşlik eden Şebnem Ferah'ın "Hoşça kal" şarkısı da mükemmel.
Yönetmen, Ömer Faruk Sorak.
Film gerçeklikten çok uzak, yine de boş vaktiniz varsa, Mehmet Günsür veya Belçim Erdoğan hayranıysanız ya da canınız patlak mısır çektiyse izlenebilir.
İzlerseniz de izlemezseniz de kararınıza saygılıyım :pp
Nes, hoşça kalan Ankara'lı
Yazı tarihi: 04 Şubat 2011
lütfen yazının üzerine tıkladığınızda açılacak şarkıyı arkanıza yaslanarak ve gözlerinizi kapatarak dinleyiniz, sözlerini anlayınız, anlamakla kalmayıp özümseyiniz.
Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı
Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı
Herkes geçmişi öder
Bir yol ayrımında
Başlamak istersen
Yeni bir hayata
Gölgeni yedek
Bırak ardında
Hayat tekrarları sever
Yeniden başlamayı
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı
Müslüm baba büyüksüüünnn :)
Bu şarkıyı bir de Kibariye'den dinlemek isterdim, onun da çok hissederek, ortalığı yıkarak söyleyeceğine eminim.
Björk ün “Bachelorette” şarkısı üstüne yazılmış bir şarkı.
Bugün vizyona giren "Aşk Tesadüfleri Sever" filmini izlemeden önce duymamıştım, bilmiyordum bu şarkıyı. (Fragmanı izlemek için yazının üzerine tıklayabilirsiniz)
Film bu şarkıyla başlıyor. Jenerik bununla dönüyor. Haliyle daha girişte izleyicide yüksek bir heyecan yaratıyor. Müslüm baba ne söylerse damardan giriyor zaten. Hafif bir film olmayacağını hissediyoruz, biz ve salondaki sinemadaş yandaşlarım.
*****
Hikaye Ankara'da başlıyor.
Ve film boyunca Ankara-İstanbul arasında devam ediyor.
Ankara'da o dönemlerde yaşayan herkesin bildiği, takıldığı mekanlar gözümüzün önünde.
E başka yere gidilmezdi, başka yer diye birşey yoktu da zaten.
Filmde esprisi de geçiyor: "Siz Ankara'lılar biraraya geldiniz mi illa ortak bir tanıdık buluyorsunuz" diyorlar.
Doğru.
Hepimizin gittiği yerler o kadar sayılı ve aynıydı ki, herkes herkesi ister istemez tanırdı.
Çoğu karede olan Kuğulu Park'ta benim de bütün çocukluğum geçmişti.
"CafeMiz", nasıl deyim size, bizim dönemdeki Ankara'lılar için CafeMiz, bir dönem Beyoğlu'ndaki Markiz Pastanesi gibiydi. Gitmeyen, orada anısı olmayan, kapısının çıkışındaki sakız ve şekerlerden yemeyen yoktur.
"Manhattan"; tek rock bar orasıydı, herkes, hepimiz onlarca kez gitmişizdir. Cuma-Cumartesi akşamları okul kantini gibi olurdu.
Biz Ankara'lılar Kuğulu Park'ta büyür, CafeMiz'de erginleşir, Manhattan'da da olgunlaşırdık.
Ben Ankara'yı unutmaya çalıştıkça an an yaşadım her hatırayı tekrar, an an gittim o günlere tekrar tekrar...
"Ankara'dan İstanbul'a gidip de geri dönen gördün mü hiç?" diye soruyor filmdeki anne oyuncu kızına.
Bu cümleyi açar, bende yarattığı sarsıntıyı dökersem ortalığa öyle bir dağılırım ki belediye bile toplayamaz beni. Cümleyi anında transit geçiyorum işte bu yüzden.
İsmine uygun bir şekilde filmde o kadar çok tesadüf var ki "ancak filmlerde olan" cinsten.
Filmde yaşanan aşk o kadar imkaansız ki "ancak filmlerde olan" cinsten.
Günümüzde, hele hele İstanbul'da özü/kökü Ankara'lı bırakın Ankara'yı ne bileyim Eskişehir'li, Yozgat'lı, Kayseri'li, Trabzon'lu, Erzurum'lu bile olsa yok, yok da yok;
böyle mert, haysiyetli, sevmekten korkmayan,
en küçücük bir panik anında topukları yağlamayan,
aşka değer veren,
canı istediğinde elini kolunu sallayarak kadının hayatına girip, canı istediğinde çıkmayı marifet bellemeyen,
haftalar, aylar, belki de yıllar boyunca çok özel anlar paylaşıp sonra ne olduğunu bile açıklama zahmetine katlanamadan onursuzca sırra kadem basmayan,
Bırakalım tüm bu aşk mevzularını, bir kadına değer vererek onu tanıyıp, anlayıp, yanında durabilecek, farkını hissedecek vakti dahi ayıracak,
sevdiği kadına en duygusal haliyle bakarak "Sen nerelerdeydin şimdiye kadar" diyecek,
"Sen sakın ağlama" diyerek gözyaşlarını silecek erkek gibi erkek, filmlerden başka bir yerde yok da yoookkk!!!...
Üstelik kızın bir de uzuuuun zamandır süren ve evliliğe giden bir ilişkisi var adamla birbirlerine aşık oldukları zamanlarda.
Adam- Mehmet Günsür- yine en duygusal haliyle kızın- Belçim Bilgin Erdoğan- saçlarını okşayarak "alacağın her karara saygılıyım" diyor.
Öbür ilişkideki arkadaşımız yakışıklı, zengin, kızı çook seven ve hiç aldatmayan karizmatik bir genç. (Ezel'deki Cengiz)
İş gezisinde olduğu Rusya'da bile sevgilisini aldatmıyor!!! ve bir de üstüne Ankara'ya gelip kıza sürpriz yapıyor kocamaaaan bir tek taşla "benimle evlenir misin?" diyor CafeMiz'de.
Daha fazla sizi filmden soğutmadan anlatmayı burada kessem iyi olacak.
Filmin finalinde Ayda Aksel tüyler ürpertici bir oyunculuk sergiliyor, adeta devleşmiş, müthişşşş.
Aynı zamanda o sahneye eşlik eden Şebnem Ferah'ın "Hoşça kal" şarkısı da mükemmel.
Yönetmen, Ömer Faruk Sorak.
Film gerçeklikten çok uzak, yine de boş vaktiniz varsa, Mehmet Günsür veya Belçim Erdoğan hayranıysanız ya da canınız patlak mısır çektiyse izlenebilir.
İzlerseniz de izlemezseniz de kararınıza saygılıyım :pp
Nes, hoşça kalan Ankara'lı
Yazı tarihi: 04 Şubat 2011
7 Ocak 2011 Cuma
Tek ve bütünüm!
Harika, harika, harika bir akşam geçirdim bu akşam.
Yemekler süüüpeeeerrrr oldu.
Döktürmüşüm haberim yok.
Saymaya başlayınca en az 10 çeşit yemek çıktı ortaya.
Bir kuş sütü eksik diyeceğim ama meslek icabı evde "Arı Sütü" zaten sebil :)
Malumunuz o da doğadaki en değerli besin, daha ne olsun;)
Çorbası, zeytinyağlısı, mezesi, eti, pilavı, salatası, ezmesi, tatlısı herşey enfes, hepsi birbirinden leziz.
İçecekler gani.
Oleeyyy, aramızda kimse içki içmiyor, sigara içmiyor, yaşasın Yeşilay.
Evim tertemiz, mis gibi, mis gibi de kokuyor. Bir yanda mumlar yanıyor, diğer tarafta mandalin ve yasemin karışımı hafif tatlı bir oda kokusu elektrik prizinden tüm eve yayılıyor dalga dalga.
Eğer mutluluk kelimesini 5 duyunla açıkla deseler "koku" kati surette benim listemin başında gelir.
Kendim güzel kokunca, saçım güzel kokunca, evim, sokağım, bahçem, arabam, içinde bulunduğum ortam, 24 saat kokusunu burnumda duyduğum o özel kişi güzel kokunca acayyiiip mutlu oluyorum.
Mutfağımdan güzel güzel yemek kokuları geliyor.
Misafirlerimin getirdiği akıl uçurucu güzellikteki çiçekler müthiiiiş kokuyor.
Velhasılı bu gece herkes, herşey güzel kokuyor.
Ve ben çok mutluyum.
*****
Zamanlama konusunda tüm son zamanlarımda olduğum gibi yine ufak bir problem yaşıyorum ama onu da düzeltcez pek tabii ki, hiç sorun değil.
Hatalı zaman planlaması home-office çalışmanın bir handikapı. Ama dediğim gibi henüz başlarda olduğum için sadece şimdilik....
Yakında Hitler bile kıskanacak dakikliğimi, haaalltttt! :p
*****
Allah'ım, bir iltifat alıyorum, bir iltifat alıyorum sormayın gitsin.
Koltuklarım kabarıyor, havalara giriyorum, 100 yıllık ev kadını artistliğine bürünüyorum.
Ama sabah kuşağı programı tipi değil, kariyer de yaparım yemek de tadında:)
Seke seke mutfakla salon arasında koşturuyorum.
"Çorbası biteeenn?"
Boşalan tabakları kapıp mutfağa geliyorum, fokurdayan tencerelerden yemekleri koyuyorum.
"İşte gelddiiiii"
Yerime oturmadan tekrar mutfağa koşuyorum.
içerden bağırıyorlar:
"E hadi gel artık, başlamak için seni bekliyoruuzz"
"Tamam, tamam geliyorum, siz beni beklemeyin başlayııınn ltfffnnnn."
"Neydi, neydiii, ne yapacaktım?"
"Hah, tamam hatırladım, fırın"
Elime geçirdiğim gibi yanmaz eldivenleri fırındaki borcamı kapıp masaya uçuyorum.
"Ta taaammm, değmesin yağlı boya, borcam sıcak"
O sırada kahkahalar yükseliyor.
Zero dolu kadehlerimiz havalanıyor: "Sağlık, mutluluk, bereket, kısmet, aşk ve Şebo'muzun karnındaki bebişe" içimizde ne dilek varsa ona içiyoruz, çın çınnnn.
Henüz aldığım yudumu yutmadan "Aaaaaa unuttum, unuttum yandı ekmekler" diye bağırarak kendimi zor atıyorum mutfağa.
Acayip neşeli bir kahkaha daha patlıyor...
*****
Saçıma, kiloma, soframa, yemeklerime, evime sürekli iltifat alıyorum.
Ve itiraf ediyorum, bu benim çoook hoşuma gidiyor, şımarıyor da şımarıyorum :))
*****
Tabaklar masadan kalkarken çayı getiriyorum.
Çay olmazsa olmaz.
Ohhh sıcacık bir yudumda hepimiz kendimize geliyoruz.
Ve sonra da gecenin anlam ve önemine...
*****
Aralarda her fırsatta ikili gruplar halinde birbirimizi tenhada kıstırıp iki lafın belini kırıyoruz; pısır pısır pısırrr.
Elinde tabakla içerden gelen üçüncü hemen atlıyor, "ne, ne, ne konuşuyorsunuz?"
Haydaaaa dön başa, başla baştan anlatmaya.
Yalçın artık sabırsızlanıyor.
"E hadi gelin başlıyorum"
Ve başlıyor Yalçın hazırladığı presentasyonu bize anlatmaya.
O anlatıyor biz dinliyoruz, şaşırıyoruz, yorum yapıyoruz, anlamıyoruz "ama nasıl yaniii?" diye soruyoruz, arada ciddiyetimizi kaybedip geyiğe sardırıyoruz.
Kendimizi ti'ye almanın doruklarına çıkıyoruz.
Yalçın "höt" der gibi bir bakış fırlatıyor hemen sus pus olup, akıllı öğrenci kıvamına geçiyoruz.
Aralarda ihtiyaç molası ya da çay/su/gazoz/kola/fanta/fruko/tatlı takviyesi için içeriye koşup sonra hemen geri gelip masadaki yerimizi alıyoruz.
Kademe kademe bir boy daha olgunlaştığımızı, olduğumuzu hissediyoruz.
Bilmediğimiz biiiir sürü şeyi öğrenip, anlamadığımız biir sürü şeyin farkına varıyoruz.
Bu her saniyesi çok değerli spiritüel eğitimin sonunda geldiğimiz nokta içimizdeki o gerçek "AŞK"ı, Mevlana'nın "AŞK"ını bir kez daha sınırsızlaştırıyor, bedenimizden, 5 duyumuzdan ve zihnimizden çok ötelere taşıyor.
"Allah birdir ve tektir. Ve bizler bu bütünün birer parçasıyız.
Olan da olmayan da bütünün hayrına olduğu için öyle olmuştur.
Bu hayata gelmemizin/tecrübe etmemizin bir sebebi vardır.
Dünya sevgiyle dönüyor.
Kendini eğitmek; bu yolda yılmadan, bıkmadan, sabrederek düzenli olarak çalışmak, ben kimimi, bu dünyadaki amacımızı sorgulamak varoluş sebebimizdir.
Ve Kuantum; yaptığın/düşündüğün her hareket/ her düşünce bir enerjidir. Enerjiler evrende kaybolmaz, mutlaka bir surette bir gün sana geri dönecektir!"
Şimdi sorarım size dostlarla geçirilen müthiş bir akşamdan, böyle süper bilgiler öğrenmekten, manevi huzur ve tatminden ve ilahi aşktan daha öte bir sebep var mıdır, benim şu an hissettiğim sonsuz mutluluğu içinde hissetmek için?
Ben bu yolda ilerlemeyi seçiyorum.
Sizin de cevabınızı duydum, yolumuz açık olsun :))
Nes, tek ve bütün!
Not: Fotoğrafta soldan sağa: Mark, Hülya, Aynur, bendeniz, Şebnem ve Yalçın.
Her ne kadar halay ekibi görüntüsü vermiş olsak da sevgi yumağı halindeyiz aslında;)
Yazı Tarihi: 07/01/2011
Yemekler süüüpeeeerrrr oldu.
Döktürmüşüm haberim yok.
Saymaya başlayınca en az 10 çeşit yemek çıktı ortaya.
Bir kuş sütü eksik diyeceğim ama meslek icabı evde "Arı Sütü" zaten sebil :)
Malumunuz o da doğadaki en değerli besin, daha ne olsun;)
Çorbası, zeytinyağlısı, mezesi, eti, pilavı, salatası, ezmesi, tatlısı herşey enfes, hepsi birbirinden leziz.
İçecekler gani.
Oleeyyy, aramızda kimse içki içmiyor, sigara içmiyor, yaşasın Yeşilay.
Evim tertemiz, mis gibi, mis gibi de kokuyor. Bir yanda mumlar yanıyor, diğer tarafta mandalin ve yasemin karışımı hafif tatlı bir oda kokusu elektrik prizinden tüm eve yayılıyor dalga dalga.
Eğer mutluluk kelimesini 5 duyunla açıkla deseler "koku" kati surette benim listemin başında gelir.
Kendim güzel kokunca, saçım güzel kokunca, evim, sokağım, bahçem, arabam, içinde bulunduğum ortam, 24 saat kokusunu burnumda duyduğum o özel kişi güzel kokunca acayyiiip mutlu oluyorum.
Mutfağımdan güzel güzel yemek kokuları geliyor.
Misafirlerimin getirdiği akıl uçurucu güzellikteki çiçekler müthiiiiş kokuyor.
Velhasılı bu gece herkes, herşey güzel kokuyor.
Ve ben çok mutluyum.
*****
Zamanlama konusunda tüm son zamanlarımda olduğum gibi yine ufak bir problem yaşıyorum ama onu da düzeltcez pek tabii ki, hiç sorun değil.
Hatalı zaman planlaması home-office çalışmanın bir handikapı. Ama dediğim gibi henüz başlarda olduğum için sadece şimdilik....
Yakında Hitler bile kıskanacak dakikliğimi, haaalltttt! :p
*****
Allah'ım, bir iltifat alıyorum, bir iltifat alıyorum sormayın gitsin.
Koltuklarım kabarıyor, havalara giriyorum, 100 yıllık ev kadını artistliğine bürünüyorum.
Ama sabah kuşağı programı tipi değil, kariyer de yaparım yemek de tadında:)
Seke seke mutfakla salon arasında koşturuyorum.
"Çorbası biteeenn?"
Boşalan tabakları kapıp mutfağa geliyorum, fokurdayan tencerelerden yemekleri koyuyorum.
"İşte gelddiiiii"
Yerime oturmadan tekrar mutfağa koşuyorum.
içerden bağırıyorlar:
"E hadi gel artık, başlamak için seni bekliyoruuzz"
"Tamam, tamam geliyorum, siz beni beklemeyin başlayııınn ltfffnnnn."
"Neydi, neydiii, ne yapacaktım?"
"Hah, tamam hatırladım, fırın"
Elime geçirdiğim gibi yanmaz eldivenleri fırındaki borcamı kapıp masaya uçuyorum.
"Ta taaammm, değmesin yağlı boya, borcam sıcak"
O sırada kahkahalar yükseliyor.
Zero dolu kadehlerimiz havalanıyor: "Sağlık, mutluluk, bereket, kısmet, aşk ve Şebo'muzun karnındaki bebişe" içimizde ne dilek varsa ona içiyoruz, çın çınnnn.
Henüz aldığım yudumu yutmadan "Aaaaaa unuttum, unuttum yandı ekmekler" diye bağırarak kendimi zor atıyorum mutfağa.
Acayip neşeli bir kahkaha daha patlıyor...
*****
Saçıma, kiloma, soframa, yemeklerime, evime sürekli iltifat alıyorum.
Ve itiraf ediyorum, bu benim çoook hoşuma gidiyor, şımarıyor da şımarıyorum :))
*****
Tabaklar masadan kalkarken çayı getiriyorum.
Çay olmazsa olmaz.
Ohhh sıcacık bir yudumda hepimiz kendimize geliyoruz.
Ve sonra da gecenin anlam ve önemine...
*****
Aralarda her fırsatta ikili gruplar halinde birbirimizi tenhada kıstırıp iki lafın belini kırıyoruz; pısır pısır pısırrr.
Elinde tabakla içerden gelen üçüncü hemen atlıyor, "ne, ne, ne konuşuyorsunuz?"
Haydaaaa dön başa, başla baştan anlatmaya.
Yalçın artık sabırsızlanıyor.
"E hadi gelin başlıyorum"
Ve başlıyor Yalçın hazırladığı presentasyonu bize anlatmaya.
O anlatıyor biz dinliyoruz, şaşırıyoruz, yorum yapıyoruz, anlamıyoruz "ama nasıl yaniii?" diye soruyoruz, arada ciddiyetimizi kaybedip geyiğe sardırıyoruz.
Kendimizi ti'ye almanın doruklarına çıkıyoruz.
Yalçın "höt" der gibi bir bakış fırlatıyor hemen sus pus olup, akıllı öğrenci kıvamına geçiyoruz.
Aralarda ihtiyaç molası ya da çay/su/gazoz/kola/fanta/fruko/tatlı takviyesi için içeriye koşup sonra hemen geri gelip masadaki yerimizi alıyoruz.
Kademe kademe bir boy daha olgunlaştığımızı, olduğumuzu hissediyoruz.
Bilmediğimiz biiiir sürü şeyi öğrenip, anlamadığımız biir sürü şeyin farkına varıyoruz.
Bu her saniyesi çok değerli spiritüel eğitimin sonunda geldiğimiz nokta içimizdeki o gerçek "AŞK"ı, Mevlana'nın "AŞK"ını bir kez daha sınırsızlaştırıyor, bedenimizden, 5 duyumuzdan ve zihnimizden çok ötelere taşıyor.
"Allah birdir ve tektir. Ve bizler bu bütünün birer parçasıyız.
Olan da olmayan da bütünün hayrına olduğu için öyle olmuştur.
Bu hayata gelmemizin/tecrübe etmemizin bir sebebi vardır.
Dünya sevgiyle dönüyor.
Kendini eğitmek; bu yolda yılmadan, bıkmadan, sabrederek düzenli olarak çalışmak, ben kimimi, bu dünyadaki amacımızı sorgulamak varoluş sebebimizdir.
Ve Kuantum; yaptığın/düşündüğün her hareket/ her düşünce bir enerjidir. Enerjiler evrende kaybolmaz, mutlaka bir surette bir gün sana geri dönecektir!"
Şimdi sorarım size dostlarla geçirilen müthiş bir akşamdan, böyle süper bilgiler öğrenmekten, manevi huzur ve tatminden ve ilahi aşktan daha öte bir sebep var mıdır, benim şu an hissettiğim sonsuz mutluluğu içinde hissetmek için?
Ben bu yolda ilerlemeyi seçiyorum.
Sizin de cevabınızı duydum, yolumuz açık olsun :))
Nes, tek ve bütün!
Not: Fotoğrafta soldan sağa: Mark, Hülya, Aynur, bendeniz, Şebnem ve Yalçın.
Her ne kadar halay ekibi görüntüsü vermiş olsak da sevgi yumağı halindeyiz aslında;)
Yazı Tarihi: 07/01/2011
Etiketler:
arı sütü,
bal,
ibadet,
meditasyon,
NeVital,
organik bal,
polen,
propolis,
Reiki,
yoga
14 Ekim 2010 Perşembe
Beni geri al Sevgilim...
Sevgilim,
Yaşadığımız bu uzun ayrılıktan sonra söze hangi kelimelerle girebilirim, meramımı anlatmaya nerden, nasıl başlayabilirim hiç bilemiyorum.
Oysa bu konuşmayı ayrı kaldığımız her gün yüzlerce kez sana yaptım.
Karşında becereksiz, karşında ezik, karşında benden başka biri gibi kalmamak için senden kaçarken bile seninle konuştum.
Kelimeleri tane tane seçtim, tek tek biriktirdim, bir bir sana sakladım.
Bu kavuşma anında cömertçe sunacaktım sana bendeki herşeyi.
Beslediğim her duygumu, sabırla taşıdığım her gizlimi...
Nefesim,
Sen görünürde yok ama aslında ruhumun, beynimin ve kalbimin tüm hücrelerinde her an adım adım benle birlikteyken ne sarsıcı fırtınalar, kasırgalar, yangınlar yaşadım bir bilsen...
Nasıl tükendi nefesim, nasıl seni, sadece seni sayıkladım kendimden vazgeçtiğim her yırtıcı boğazda...
Nasıl da çok koşmak istedim sana kapından döndüğüm her dönemeçte.
Ve nasıl muhtaç kaldım senin teselline uzak uzak yaban ellerde...
Bir tek sen, bir tek senin varlığınla gün yüzüne çıkabilecektim eğer ki bir daha çıkabileceksem.
Şimdi bana "dön gel" desen, kucak açsan, alıp koynuna soksan, "bir daha hiç gitme benden" desen...
... desen ve ne hallerde olduğumu bir görebilsen
İçimde birikenleri yargısızca bir bir dinlesen
Yokluğunda kaybettiklerimi duysan
Önceleri hep yaptığın gibi beni yormadan affetsen, bağışlasan
Tüm sırlarımı sana döksem, kucağına yatsam anlatsam, anlatsam ve daha uzun anlatsam
Sımsıkı sarsan sen beni, koklasan, aramızdaki tüm buzları çözsek
Gücüm, dayanağım olsan, nefesim, arkadaşım, sevgilim olsan
Hiç kopmadan benden, sahiplensen...
Ne dersin?
Sen ve ben...
... yine eskisi gibi
Yine ikimiz bir bütün gibi
Yine benim öbür yanım gibi
Yine etrafımızda bizden başka kimseler yok gibi
...sen ve ben...
yine eskisi gibi olabilsek?
Sevgilim Bay Yazı,
Senden ayrı kaldığım bunca zamanlardan sonra beni tekrar satırlarına kabul etmeye
Kalemimle barışmaya
Bana yolunu açmaya
Beni ruhunun derinliklerine katmaya
İyi günümde, kötü günümde, ölüm bizi ayırana dek benimle olmaya
Ve aramızdaki soğukluğu, dargınlığı, kırgınlığı unutarak yeniden başlamaya var mısın?
Ne dersin, bu özel bağı tekrar yaşayabilmek için denemeye değmez mi?
Tek Sevgilim Yazı,
Yeniden yaşadığımı hissedebilmek için seninle ilişkimize sil baştan başlamaya, yazı yazabilme yeteneğime yeniden kavuşabilmeye çok ihtiyacım var.
Beni geri aldığına dair, en kısa sürede senden bir işaret, bir haber, bir ışık bekliyorum.
Yalvarıyorum beni sensiz bırakma...
Daima senin olan Nesli Venüs...
Yazı Tarihi: 14 Ekim 2010
Not: 911 Yalçın&Şebo, çok çoook tşk ederim, hayatımda olduğunuz için çok şanslıyım :)
Yaşadığımız bu uzun ayrılıktan sonra söze hangi kelimelerle girebilirim, meramımı anlatmaya nerden, nasıl başlayabilirim hiç bilemiyorum.
Oysa bu konuşmayı ayrı kaldığımız her gün yüzlerce kez sana yaptım.
Karşında becereksiz, karşında ezik, karşında benden başka biri gibi kalmamak için senden kaçarken bile seninle konuştum.
Kelimeleri tane tane seçtim, tek tek biriktirdim, bir bir sana sakladım.
Bu kavuşma anında cömertçe sunacaktım sana bendeki herşeyi.
Beslediğim her duygumu, sabırla taşıdığım her gizlimi...
Nefesim,
Sen görünürde yok ama aslında ruhumun, beynimin ve kalbimin tüm hücrelerinde her an adım adım benle birlikteyken ne sarsıcı fırtınalar, kasırgalar, yangınlar yaşadım bir bilsen...
Nasıl tükendi nefesim, nasıl seni, sadece seni sayıkladım kendimden vazgeçtiğim her yırtıcı boğazda...
Nasıl da çok koşmak istedim sana kapından döndüğüm her dönemeçte.
Ve nasıl muhtaç kaldım senin teselline uzak uzak yaban ellerde...
Bir tek sen, bir tek senin varlığınla gün yüzüne çıkabilecektim eğer ki bir daha çıkabileceksem.
Şimdi bana "dön gel" desen, kucak açsan, alıp koynuna soksan, "bir daha hiç gitme benden" desen...
... desen ve ne hallerde olduğumu bir görebilsen
İçimde birikenleri yargısızca bir bir dinlesen
Yokluğunda kaybettiklerimi duysan
Önceleri hep yaptığın gibi beni yormadan affetsen, bağışlasan
Tüm sırlarımı sana döksem, kucağına yatsam anlatsam, anlatsam ve daha uzun anlatsam
Sımsıkı sarsan sen beni, koklasan, aramızdaki tüm buzları çözsek
Gücüm, dayanağım olsan, nefesim, arkadaşım, sevgilim olsan
Hiç kopmadan benden, sahiplensen...
Ne dersin?
Sen ve ben...
... yine eskisi gibi
Yine ikimiz bir bütün gibi
Yine benim öbür yanım gibi
Yine etrafımızda bizden başka kimseler yok gibi
...sen ve ben...
yine eskisi gibi olabilsek?
Sevgilim Bay Yazı,
Senden ayrı kaldığım bunca zamanlardan sonra beni tekrar satırlarına kabul etmeye
Kalemimle barışmaya
Bana yolunu açmaya
Beni ruhunun derinliklerine katmaya
İyi günümde, kötü günümde, ölüm bizi ayırana dek benimle olmaya
Ve aramızdaki soğukluğu, dargınlığı, kırgınlığı unutarak yeniden başlamaya var mısın?
Ne dersin, bu özel bağı tekrar yaşayabilmek için denemeye değmez mi?
Tek Sevgilim Yazı,
Yeniden yaşadığımı hissedebilmek için seninle ilişkimize sil baştan başlamaya, yazı yazabilme yeteneğime yeniden kavuşabilmeye çok ihtiyacım var.
Beni geri aldığına dair, en kısa sürede senden bir işaret, bir haber, bir ışık bekliyorum.
Yalvarıyorum beni sensiz bırakma...
Daima senin olan Nesli Venüs...
Yazı Tarihi: 14 Ekim 2010
Not: 911 Yalçın&Şebo, çok çoook tşk ederim, hayatımda olduğunuz için çok şanslıyım :)
Etiketler:
Aşk,
NeVital,
yazı yazmak
20 Haziran 2010 Pazar
21 Haziran'a ÖZEL YILIN EN UZUN GÜNÜ KAMPANYASI !!!
1 adet Arı Sütü, Polen, Propolis, Kestane Balı ya da
1 adet Arı Sütü, Polen, Kestane Balı ya da
1 adet Arı Sütü, Polen, Yayla Balı alana
1 adet POLEN HEDİYE!!!
Yok POLEN istemiyorum diyorsanız yukarıda belirtilen kampanya ürünlerinden 2 adet alın,
1 adet GEVEN BALI 'nı HEDİYE'sine terfi edin!!!
Arı sütü, propolis, polen ve %100 doğal kestane balımızdan oluşan karışımımız bakın nelere iyi gelmektedir;
Arı sütü;
- Kanser, kalp-damar sistemi zayıflıkları ve astım gibi çeşitli hastalıklarda bağışıklık sistemini güçlendirme, vücudun direncini arttırma, metabolizmayı düzenleme, hücre yenilenmesini sağlama etkileri vardır.
- Kemoterapi ve radyoterapinin güçlü yan etkilerine karşı beden direncini arttırır.
- Alzheimer ile mücadelede etkin bir destektir. Hafızayı ve zekayı güçlendirir, unutkanlığı giderir.
- Damarları açar, damar tıkanıklığını önler. Tansiyonu düzenler.
- Kolesterol seviyesini kontrol altında tutar.
- Sindirim sistemi rahatsızlıkları, reflü ve ülsere iyi gelir. Hazmı kolaylaştırır, kabızlığı önler.
- Organizmayı gençleştirir, hücre yenilenmesini hızlandırır ve tetikler.
- Sara(epilepsi) hastaları için şifa kaynağıdır.
- Diabetlilerin, düzenli almaları halinde insülin kullanımını yarı yarıya kadar azaltabildiği gözlemlenmiştir.
- Çoğu romatizmal sorunlara, kansızlığa(anemi) ve çeşitli göz hastalıklarına karşı etkilidir.
- Doğal ve güçlü antidepresandır. Zayıflamış sinir sistemine olumlu etkileri vardır.
- Saç dökülmelerini ve saç sorunlarını önemli ölçüde giderir.
- Antibakteriyel etkiye sahiptir.
- Alerjilere iyi gelir.
- Yoğun antibiyotik kullananları destekleyici besin olarak takviye eder.
- Uyku düzensizliğini giderir.
- Diyetlerde, içeriğindeki zindelik veren özel maddeler sebebiyle vücut direncini arttırarak dengeli bir beslenme sağlar.
- Viral hastalıklara karşı direnç sağlar.
- Yüksek oranda protein, vitamin, mineral madde içerdiğinden besleyici değeri büyüktür.
- Kemik ve kas kuvvetsizlikleri ve iştah arttırmada olumlu etkileri vardır.
- Anti-kanser, anti-oksidan, anti-mikrobiyal, anti-romatizmal, anti-viral, anti-astımatik, anti-inflamatory, anti-diabetik, anti-tümoral aktivite, yara kapama ve doku tamir etkileri, deri enfeksiyonları, anestezik, sindirim, bağışıklık ve kalp-damar sistemlerine olumlu etkileri bulunmaktadır.
- Ağır enfeksiyonlar ve kanserle mücadelede etkindir.
- Tümörlü hücrelerin küçülmesinde etkilidir.
- Faranjit, kronik bronşit, astım, nezle ve benzeri solunum yolu rahatsızlıklarında, kulak enfeksiyonlarında, genel ağız, burun, gırtlak sağlığı için suya damlatılan propolis ekstraktında deva bulunur.
- Akciğer, karaciğer ve yüksek kan basıncı rahatsızlıklarında iyileştirici etkisi bulunur.
- Diş ve diş eti rahatsızlıkları, ağız içi iltihap, yaralar, apseler, aftlar ve ağız kokusuna iyi gelir.
- Sedef hastalığına doğrudan iyi gelir.
- Yaraların iyileşmesini 4 kata kadar hızlandırır.
- Deri mantarları ve zararlı bakterileri durdurur. İyileşmeyen yanıklarda, influenza ve herpeste iyileştirici etkisi vardır. Doku yenileyicidir.
- Bağırsak paraziti, ülser, mide iltihabı gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir.
- Giardi ve kolitte, servikal ve üriner sistem rahatsızlıklarında etkilidir.
- 100 kata kadar antibiyotik etki içerdiği tesbit edilmiştir.
- Kılcal damarların geçirgenliğini azaltır. Kapillar damarları güçlendirir.
- Tüberküloza denenmiş devadır.
- Ateş düşürücüdür.
- Gastrik ülserin iyileştirilmesini sağlar.
- Şampuana katıldığında saç sağlığına ve kepeğe karşı iyi gelir.
- Polen hastalıktan kalkanları kısa sürede eski enerji ve canlılığına kavuşturan bir kuvvet şurubudur.
- Kansızlığın(anemi) giderilmesine yardımcı olur: alyuvar sayısını %25-30, hemoglobini %15 oranında yükseltir. Bir ay süre ile her gün bir tatlı kaşığı polen yedirilen bünyelerdeki alyuvarların milimetre küpte 500.000 arttığı gözlemlenmiştir.
- Polende bulunan aminoasitler saçın gelişmesinde önemli rol oynar ve saçın dökülmesini önler.
- Prostat hastalarında iyileştirici rol oynar.
- Kabızlığı ve bağırsak mikroplarını ortadan kaldırır, inatçı ishalleri tedavi eder.
- Görme ve düşünme yeteneklerini arttırır.
- Sinirliliği ortadan kaldırır ve rahatlatır.
- Aç karnına alındığında zayıflamaya, tok karnına alındığında kilo alımına yardımcı olur.
* Özel indirimler, fırsatlar, hediyeler, kampanyalar ve bizden haberler için sitemize üye olmanız yeterli.
Ayrıca NeVital Facebook ve Twitter'da:
http://www.facebook.com/group.php?gid=103482749689796&ref=ts#!/group.php?gid=103482749689796&ref=ts
http://twitter.com/NeVital
Etiketler:
21 Haziran,
arı sütü,
bal,
beslenme,
en uzun gün,
kampanya,
kestane balı,
NeVital,
organik bal,
polen,
propolis,
Sağlık
16 Haziran 2010 Çarşamba
NeVital'in Babalar Günü Kampanyası
http://www.nevital.com/tr/kampanyalar.as p
NEVİTAL'İN BABALAR GÜNÜ KAMPANYASI (15-21 HAZİRAN 2010)
Dünyaları önüme serseler bir nefesine değişmem,Dünyaları önüne serebilsem sana verebileceğim bir nefese denk düşmem.
Ömrün uzun, günlerin sağlıklı olsun BABAM, iyi ki varsın.
Bu sene babamıza gömlek ya da cüzdandan daha değerli bir hediye verelim.
Çünkü hayat nefes, hayat nefis...
Arı Sütü, Polen, Propolis ve Kestane Balının doğadan gelen mucizevi güçlerini siz de BABA'nıza hediye edin.
Arı sütü, propolis, polen ve %100 doğal kestane balımızdan oluşan karışımımız bakın nelere iyi gelmektedir;
Arı sütü;
- Kanser, kalp-damar sistemi zayıflıkları ve astım gibi çeşitli hastalıklarda bağışıklık sistemini güçlendirme, vücudun direncini arttırma, metabolizmayı düzenleme, hücre yenilenmesini sağlama etkileri vardır.
- Kemoterapi ve radyoterapinin güçlü yan etkilerine karşı beden direncini arttırır.
- Alzheimer ile mücadelede etkin bir destektir. Hafızayı ve zekayı güçlendirir, unutkanlığı giderir.
- Damarları açar, damar tıkanıklığını önler. Tansiyonu düzenler.
- Kolesterol seviyesini kontrol altında tutar.
- Sindirim sistemi rahatsızlıkları, reflü ve ülsere iyi gelir. Hazmı kolaylaştırır, kabızlığı önler.
- Organizmayı gençleştirir, hücre yenilenmesini hızlandırır ve tetikler.
- Sara(epilepsi) hastaları için şifa kaynağıdır.
- Diabetlilerin, düzenli almaları halinde insülin kullanımını yarı yarıya kadar azaltabildiği gözlemlenmiştir.
- Çoğu romatizmal sorunlara, kansızlığa(anemi) ve çeşitli göz hastalıklarına karşı etkilidir.
- Doğal ve güçlü antidepresandır. Zayıflamış sinir sistemine olumlu etkileri vardır.
- Saç dökülmelerini ve saç sorunlarını önemli ölçüde giderir.
- Antibakteriyel etkiye sahiptir.
- Alerjilere iyi gelir.
- Yoğun antibiyotik kullananları destekleyici besin olarak takviye eder.
- Uyku düzensizliğini giderir.
- Diyetlerde, içeriğindeki zindelik veren özel maddeler sebebiyle vücut direncini arttırarak dengeli bir beslenme sağlar.
- Viral hastalıklara karşı direnç sağlar.
- Yüksek oranda protein, vitamin, mineral madde içerdiğinden besleyici değeri büyüktür.
- Kemik ve kas kuvvetsizlikleri ve iştah arttırmada olumlu etkileri vardır.
- Anti-kanser, anti-oksidan, anti-mikrobiyal, anti-romatizmal, anti-viral, anti-astımatik, anti-inflamatory, anti-diabetik, anti-tümoral aktivite, yara kapama ve doku tamir etkileri, deri enfeksiyonları, anestezik, sindirim, bağışıklık ve kalp-damar sistemlerine olumlu etkileri bulunmaktadır.
- Ağır enfeksiyonlar ve kanserle mücadelede etkindir.
- Tümörlü hücrelerin küçülmesinde etkilidir.
- Faranjit, kronik bronşit, astım, nezle ve benzeri solunum yolu rahatsızlıklarında, kulak enfeksiyonlarında, genel ağız, burun, gırtlak sağlığı için suya damlatılan propolis ekstraktında deva bulunur.
- Akciğer, karaciğer ve yüksek kan basıncı rahatsızlıklarında iyileştirici etkisi bulunur.
- Diş ve diş eti rahatsızlıkları, ağız içi iltihap, yaralar, apseler, aftlar ve ağız kokusuna iyi gelir.
- Sedef hastalığına doğrudan iyi gelir.
- Yaraların iyileşmesini 4 kata kadar hızlandırır.
- Deri mantarları ve zararlı bakterileri durdurur. İyileşmeyen yanıklarda, influenza ve herpeste iyileştirici etkisi vardır. Doku yenileyicidir.
- Bağırsak paraziti, ülser, mide iltihabı gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir.
- Giardi ve kolitte, servikal ve üriner sistem rahatsızlıklarında etkilidir.
- 100 kata kadar antibiyotik etki içerdiği tesbit edilmiştir.
- Kılcal damarların geçirgenliğini azaltır. Kapillar damarları güçlendirir.
- Tüberküloza denenmiş devadır.
- Ateş düşürücüdür.
- Gastrik ülserin iyileştirilmesini sağlar.
- Şampuana katıldığında saç sağlığına ve kepeğe karşı iyi gelir.
- Polen hastalıktan kalkanları kısa sürede eski enerji ve canlılığına kavuşturan bir kuvvet şurubudur.
- Kansızlığın(anemi) giderilmesine yardımcı olur: alyuvar sayısını %25-30, hemoglobini %15 oranında yükseltir. Bir ay süre ile her gün bir tatlı kaşığı polen yedirilen bünyelerdeki alyuvarların milimetre küpte 500.000 arttığı gözlemlenmiştir.
- Polende bulunan aminoasitler saçın gelişmesinde önemli rol oynar ve saçın dökülmesini önler.
- Prostat hastalarında iyileştirici rol oynar.
- Kabızlığı ve bağırsak mikroplarını ortadan kaldırır, inatçı ishalleri tedavi eder.
- Görme ve düşünme yeteneklerini arttırır.
- Sinirliliği ortadan kaldırır ve rahatlatır.
- Aç karnına alındığında zayıflamaya, tok karnına alındığında kilo alımına yardımcı olur.
2 adet Arı Sütü, Polen, Propolis ve Kestane Balı karışımı veya
2 adet Kişiye Özel Karışım alana
1 adet %100 doğal GEVEN Balı NeVital'in BABALARIMIZA HEDİYESİ!
Üstelik 50TL ve üzeri tüm kargo gönderimleri ÜCRETSİZ!
www.NeVital.com
Etiketler:
arı sütü,
Baba,
Babalar Günü,
hediye,
kestane balı,
NeVital,
organik bal,
polen,
propolis
31 Mayıs 2010 Pazartesi
NeVital'le Organik bal, arı sütü, propolis, polen
Nevital.com ile Organik, Doğal ve Sağlıklı Hayat Nefesi
NeVital; 5000 yıldır zamanla değişen, hatta yok olan herşeye karşı hiç değişmeyen saf bir yolculuğa davet ediyor bizleri.
Tabiatın balarıları vasıtasıyla sunmuş olduğu BAL, ARI SÜTÜ, POLEN ve PROPOLİS 'teki hayat iksirinde sağlıklı ve doğal yaşamı keşfediyor.
Doğada çok nadir bulunan ve dünyanın en değerli gıdası olarak bilinen ARI SÜTÜ 'nün yenileyici gücü;
kanser, kalp-damar tıkanıkları, tansiyon bozuklukları, kansızlık, kolesterol, kısırlık ve astıma faydaları;
bağışıklık sistemine güç ve zindelik kazandırması, hafıza güçlendirmesi ve zeka açmasıyla;
içeriğindeki zengin proteinler, enzimler, vitaminler, mineraller ve aminoasitler bakımından yüksek değerleriyle ve organizmayı gençleştirici, doku ve cildi yenileyici, kırışıkları giderici, saç dökülmesini engelleyici özellikleriyle tanıştırıyor bizi...
Anti-kanser, anti-tümoral, anti-oksidan, anti-mikrobiyal, anti-romatizmal, anti-astımatik, anti-diabetik, anti-viral, yara kapayan ve doku yenileyen, bağışıklık, kalp-damar ve sindirim sistemlerini güçlendiren, derinin mantar ve enfeksiyonlarını iyileştiren, akciğer rahatsızlıkları, bronşit, astım, boğaz, diş ve diş eti rahatsızlıkları, ülser, yanık ve abseler, kulak enfeksiyonları, kolit, vajinal ve servikal rahatsızlıklar, ateş düşürücü doğal antibiyotik ve anastezik etkileriyle %100 doğal besin PROPOLİS 'le şifa veriyor bizlere.
Hastalıklar sonrası eski enerji ve canlılığımıza bizi kavuşturacak, sinir sistemimize rahatlatıcı etki yapacak, ishal/ kabızlık gibi bağırsak problemlerimizi çözecek, kansızlığa ve prostat sorunlarına yardımcı olacak, görme yeteneğimizi arttıracak, saç dökülmelerimizi önleyecek ve cildimizi canlandıracak POLEN 'i bizlere sunuyor...
Türkiye'nin değişik iklim ve floralarındaki özel bölgelerde üretilen ORGANİK BALLARIN zengin enerji ve hoş rayihalarını sağlıklı yaşam kaynaklarımız olarak bize getiriyor.
http://www.nevital.com/ 'dan yapacağınız tüm FER markalı doğal ve organik arı ürünleri Türkiye'nin her ilinde kapınıza kadar teslim ediliyor.
NeVital; 5000 yıldır zamanla değişen, hatta yok olan herşeye karşı hiç değişmeyen saf bir yolculuğa davet ediyor bizleri.
Tabiatın balarıları vasıtasıyla sunmuş olduğu BAL, ARI SÜTÜ, POLEN ve PROPOLİS 'teki hayat iksirinde sağlıklı ve doğal yaşamı keşfediyor.
Doğada çok nadir bulunan ve dünyanın en değerli gıdası olarak bilinen ARI SÜTÜ 'nün yenileyici gücü;
kanser, kalp-damar tıkanıkları, tansiyon bozuklukları, kansızlık, kolesterol, kısırlık ve astıma faydaları;
bağışıklık sistemine güç ve zindelik kazandırması, hafıza güçlendirmesi ve zeka açmasıyla;
içeriğindeki zengin proteinler, enzimler, vitaminler, mineraller ve aminoasitler bakımından yüksek değerleriyle ve organizmayı gençleştirici, doku ve cildi yenileyici, kırışıkları giderici, saç dökülmesini engelleyici özellikleriyle tanıştırıyor bizi...
Anti-kanser, anti-tümoral, anti-oksidan, anti-mikrobiyal, anti-romatizmal, anti-astımatik, anti-diabetik, anti-viral, yara kapayan ve doku yenileyen, bağışıklık, kalp-damar ve sindirim sistemlerini güçlendiren, derinin mantar ve enfeksiyonlarını iyileştiren, akciğer rahatsızlıkları, bronşit, astım, boğaz, diş ve diş eti rahatsızlıkları, ülser, yanık ve abseler, kulak enfeksiyonları, kolit, vajinal ve servikal rahatsızlıklar, ateş düşürücü doğal antibiyotik ve anastezik etkileriyle %100 doğal besin PROPOLİS 'le şifa veriyor bizlere.
Hastalıklar sonrası eski enerji ve canlılığımıza bizi kavuşturacak, sinir sistemimize rahatlatıcı etki yapacak, ishal/ kabızlık gibi bağırsak problemlerimizi çözecek, kansızlığa ve prostat sorunlarına yardımcı olacak, görme yeteneğimizi arttıracak, saç dökülmelerimizi önleyecek ve cildimizi canlandıracak POLEN 'i bizlere sunuyor...
Türkiye'nin değişik iklim ve floralarındaki özel bölgelerde üretilen ORGANİK BALLARIN zengin enerji ve hoş rayihalarını sağlıklı yaşam kaynaklarımız olarak bize getiriyor.
http://www.nevital.com/ 'dan yapacağınız tüm FER markalı doğal ve organik arı ürünleri Türkiye'nin her ilinde kapınıza kadar teslim ediliyor.
Etiketler:
arı sütü,
doğal arı ürünleri,
NeVital,
organik bal,
polen,
propolis
7 Mart 2010 Pazar
Haftamın iz bırakanları
Ne çabuk geçmiş 1 hafta.
Nihayet 2 hafta üstüste "haftamın iz bırakanları"nı yazmayı becerebildim.
Geçtiğimiz haftanın beni en etkileyen izinden başlayalım madem öyle:
Haftamın en etkileyici olayı: "Zeynep Tanbay Dans Projesi" nin müthiş performansı.
Yıllardır Zeynep Tanbay Modern Dans Topluluğu' nun fanlarındanım.
Bale, dans, müzik, sanat, zarafet ve ruhun içiçe geçtiği böylesine etkileyici bir şovdan etkilenmemek zaten mümkün olamaz. Soluk alan, kalbi atan herkesin ritmini yakalayan bu performansa kayıtsız kalması imkaansız ötesi.
Geçtiğimiz çarşamba Taxim Bibuçuk'ta YKB Tozu yutanlar buluşmamız olduğu için zaten akşam 7 civarları Beyoğlu'nda olacaktım.
Düzenli olarak bana gelen Akbanksanat etkinlikleri e-mailinden aynı gün saat 5'te Zeynep Tanbay Dans Projesi'nin gösterisinin olduğunu öğrendim.
Gösteri mekanına gittiğimizde harika bir sürpriz bizi bekliyordu.
Bu, bir sonraki gün Cemal Reşit Rey'de yapacakları gösteri öncesi son provaydı ve biz onları adeta onlardan biri gibi parkelerin üzerinde bağdaş kurarak izleyebilecektik.
Onlara bu kadar yakın olabilmek, nefeslerini duyabilmek, gözbebeklerini görebilmek, mimiklerini yakalayabilmek, yüksek tempolarında soluksuzlaşmak, profesyonelliklerine canlı şahit olmak, adımlarının parke üzerindeki sesini yakalamak müthişşş bir hayranlık hissettiriyor.
İnsanın çalışarak ama gerçekten çok çalışarak bedenini nasıl terbiye ettiğine en güzel örnek.
Gösteri başlamadan önce bizler gibi yerde oturan, birbiriyle sanki boş geçen beden dersinde şakalaşıyor gibi takılan o gencecik çocuklar dans ederken devleşiyorlar.
Adamı uçuruyorlar.
Beyninizi uyuşturuyorlar. Anında hiptonize.
Öyle inanılmaz danslar, hareketler, adımlar, uçuşlar, tempolar sergiliyorlar ki "yok artık" oluyorsun.
"Vayyy be ben boşuna yaşamışım" ı hissediyorsun. Bir takla bile atarsam boynum altımda kalır. Hiç unutmam bir kere evde yalnızken amuda kalkmıştım da geri inememiştim boynum kırılacak diye, bilmem kaç dakika bir gelen olsa da beni kurtarsa diye beklemiştim :)
Neyse, odağımızı acil olarak benden çekelim, yine gelelim bu harika dansçılara.
Aklım almıyor nasıl bu kadar başarılılar, iyiler, kusursuzlar, etkileyiciler ve çizgi ötesiler.
Bak bak, izle izle doyamıyorsun.
Bitiriyorlar seni, mahvediyorlar, sahnenin hatta ve hatta kendilerinin aralarına alıp uçuruyorlar.
Öyle böyle değil; öl yani, o kadar güzeller.
Yeminlen harikalar, yok yok harika değiller vazgeçtim, bunlar kelimenin tam anlamıyla "efsaneler"
Bu hafta Cemal Reşit Rey'deki gösterilerini kaçırdıysanız üzülmeyin, 21 Mart'ta Caddebostan Kültür Merkezi'nde bir gösteri daha yapacaklar.
Amaaaa onu da kaçırırsanız işte o zaman üzülün. Hatta öyle çok üzülün ki kafanızı vuracak duvar arayın.
Süperler, efsanelerrrrr, nefes kesiciler.
Ha bu arada, kararım kesindir, yeniden dünyaya gelirsem modern dansçı olmak istiyorum, gerisi hikaye...
*****
Haftamın en iyi filmi: "Eyvah eyvah"
Ata Demirer ortalığı yıkmış geçirmiş yine. Recep İvedik - çok afedersiniz ama bunu demezsem patlarım- öküzünün iğrenç esprilerinden sonra resmen kahkahaya doyduk.
O nasıl bir komikliktir, nasıl bir şirinliktir, nasıl bir Trakya lehçesidir, o nasıl matrak bir "senden ötürü" demektir, "evet" demektir Ata, yıktın bizi büyüksün.
Bi de atlamamak lazım Demet Akbağ fiziği ve bacakları konuşuyordu. Bak bak bitiremedim valla, ayrıca bir kadın olarak ayakkabılara da bittim.
Rolüne gelince sanki olmamış, sanki fazla abartı kalmış, Ata'nın doğallığının yanında fazla sırıtmış.
Yine de film 10 numara, DVD arşivime locadan giriş yapacaktır.
*****
Haftamın beni en sevindiren olayı:
Bunu nasıl yazsam bilmiyorum. Allayıp pullayamam, ben yazayım siz beni tebrik edin, şans dileyin, başarılar dileyin, sarılın, öpün, koklayın, benim için sevinin olur mu?
Efendim?
Tabii ki mecbur değilsiniz, tokalaşmayla da sıyırabilirsiniz.
Şu an satırlarını okuduğunuz arkadaşınız artık bir "EDİTÖRRRR ORDİNARYUS"""
Detaylar gelecek yazılarda.
*****
Haftamın en başarılı ve gelecek vaadeden çalışması:
"NeVital"in hayata geçmesine çok az kaldı. Gelişmeler önümüzdeki günlerde.
Haftamın en in mekanı: Perpa
Evet evet bildiğiniz Perpa.
Meğer ne çok işyeri, ne çok çalışan, ne çok insan, ne çok hayat, ne çok nerden alacağımı bilmediğim şey varmış orda.
Kanyon'daki saatler süren burjuva iş toplantılarımdan sonra Perpa'da çalışmak iyi geldi.
Kendimi naif hissettim, çalışkan, iş odaklı, esnaf lokantalarının değerini hatırlar, üretken ve iyi.
Ben kendimi Perpa'da çıkardığım harika iş sonucunda "çok iyi" hissettim. Darısı başınıza :)
Haftamın en çıldır gelen olayı: Perpa- Okmeydanı'ndan Mecidiyeköy AliSamiyen'in önüne 2 saatte gidince çıldır geldi. İstanbul'u bilmeyenler için bu mesafeyi söylemeyeceğim, onlara da durduk yere çıldır gelmesin.
Haftamın buluşması: YKB tozu yutanlar buluşması
Üniversiteden sonra ilk işim YKB Genel Müdürlük Kurumsal Bankacılık'tı. Satış ve pazarlama ekiplerinde çalışanlar olarak her birimiz ayrı ayrı yerlere dağıldık ama hiç kopmadık.
Kopsak bile yine birleştik.
Buluşma sonrası ekibe fotolarla birlikte gönderdiğim maili kopyalarsam beni daha iyi anlayacağınızı düşünyorum:
"Bebişler,
Dün akşam çok güzel vakit geçirdik.
Yıllar geçse de, hepimizin hayatları başka yönlere aksa da gördük ki biz hep, aynen kaldığımız yerden sımsıcak devam edebiliyoruz.
Hepinizi seviyorum ve öpüyorum."
Bu koca bebişler:
Meriç Dinçsoy, Ülkü Asma, Aslı Karayiğit, Ersegun Koçoğlu, Ayşegül Koçoğlu, Fisun Koç, Erkan Koç, Deniz Kayahan, Tunca Demirci, Sabri İnci, Serkan Polat, Candan Yılmaz, Burçak Doğan, Bahar Erduran, Sibel Mangüp, Banu Karakuş, Ahmet Burak Emel, Mert Saltık ve Hasan Kutlu ve YKB'den sonra Antalya'ya yerleşen ama hep yakınlığımızı koruduğumuz Mesut Atalay ve bendeniz.
Haftamın en çok dinlediğim şarkısı: Ziynet Sali - Rüya
http://www.youtube.com/watch?v=RkVtoaK73wQ
Dinlerken Ziynet'in sesinin yumuşaklığında akıp gidiyorum. Başka dert, gam, keder düşünmeden sözlerde yükseliyorum. Nasıl yükselmeyeyim,
şu sözlere bakar mısınız lütfen:
Benim sevgim göklere sığmadı
Yerde de kalmadı
Korudum hep dua ettim
Benim başka bir ricam olmadı
Sadece sev beni
Her gece gördüğüm o rüya gerçek olsa
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
Yazık kalbim bir daha atmadı
Aşkı da tatmadı
Ya da ben itiraz ettim
Bütün bunlar bir rüya olmalı
Sonunda mutluluk ve de sen
El ele yine gülerek
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
2. en şarkım ise: Yaşar&; Yıldız Usmanova- Seni Severdim
Yıldız'ın yorumu çok etkileyici, eh Yaşar da fena sayılmaz ;)
http://www.youtube.com/watch?v=6lBbVeGqQdA
Haftamın en kabus rüyası: Eski erkek arkadaşımın nişan yüzüğünü gözüme soka soka beni düğününe davet etmesi. Destur bismillah diye terler içinde zıpladım, hayırlara vesile olsun inşallah :)
Haftamın en beni iyi hissettiren telefonu: Tam da bu yazıyı bitirdiğim dakikalarda aylardır konuşmadığım bir arkadaşımdan gelen telefon.
Tamam arasıra ben de şımarıyorum fakat bu "yuh" dedirtecek bir tavan yapma durumudur, ilgililerin dikkatine;)
Ve haftamın en aklımı uçuran mekanı: SAW
Sabiha Gökçen Havaalanı. Israr etmeyin açıklama yapamayacağımmm...
Nes, haftayı bitiren ama yaz yaz bitiremeyen
Yazı tarihi: 07 Mart 2010
Nihayet 2 hafta üstüste "haftamın iz bırakanları"nı yazmayı becerebildim.
Geçtiğimiz haftanın beni en etkileyen izinden başlayalım madem öyle:
Haftamın en etkileyici olayı: "Zeynep Tanbay Dans Projesi" nin müthiş performansı.Yıllardır Zeynep Tanbay Modern Dans Topluluğu' nun fanlarındanım.
Bale, dans, müzik, sanat, zarafet ve ruhun içiçe geçtiği böylesine etkileyici bir şovdan etkilenmemek zaten mümkün olamaz. Soluk alan, kalbi atan herkesin ritmini yakalayan bu performansa kayıtsız kalması imkaansız ötesi.
Geçtiğimiz çarşamba Taxim Bibuçuk'ta YKB Tozu yutanlar buluşmamız olduğu için zaten akşam 7 civarları Beyoğlu'nda olacaktım.
Düzenli olarak bana gelen Akbanksanat etkinlikleri e-mailinden aynı gün saat 5'te Zeynep Tanbay Dans Projesi'nin gösterisinin olduğunu öğrendim.Gösteri mekanına gittiğimizde harika bir sürpriz bizi bekliyordu.
Bu, bir sonraki gün Cemal Reşit Rey'de yapacakları gösteri öncesi son provaydı ve biz onları adeta onlardan biri gibi parkelerin üzerinde bağdaş kurarak izleyebilecektik.
Onlara bu kadar yakın olabilmek, nefeslerini duyabilmek, gözbebeklerini görebilmek, mimiklerini yakalayabilmek, yüksek tempolarında soluksuzlaşmak, profesyonelliklerine canlı şahit olmak, adımlarının parke üzerindeki sesini yakalamak müthişşş bir hayranlık hissettiriyor.
İnsanın çalışarak ama gerçekten çok çalışarak bedenini nasıl terbiye ettiğine en güzel örnek.
Gösteri başlamadan önce bizler gibi yerde oturan, birbiriyle sanki boş geçen beden dersinde şakalaşıyor gibi takılan o gencecik çocuklar dans ederken devleşiyorlar.
Adamı uçuruyorlar.
Beyninizi uyuşturuyorlar. Anında hiptonize.
Öyle inanılmaz danslar, hareketler, adımlar, uçuşlar, tempolar sergiliyorlar ki "yok artık" oluyorsun."Vayyy be ben boşuna yaşamışım" ı hissediyorsun. Bir takla bile atarsam boynum altımda kalır. Hiç unutmam bir kere evde yalnızken amuda kalkmıştım da geri inememiştim boynum kırılacak diye, bilmem kaç dakika bir gelen olsa da beni kurtarsa diye beklemiştim :)
Neyse, odağımızı acil olarak benden çekelim, yine gelelim bu harika dansçılara.
Aklım almıyor nasıl bu kadar başarılılar, iyiler, kusursuzlar, etkileyiciler ve çizgi ötesiler.
Bak bak, izle izle doyamıyorsun.
Bitiriyorlar seni, mahvediyorlar, sahnenin hatta ve hatta kendilerinin aralarına alıp uçuruyorlar.
Öyle böyle değil; öl yani, o kadar güzeller.
Yeminlen harikalar, yok yok harika değiller vazgeçtim, bunlar kelimenin tam anlamıyla "efsaneler"
Bu hafta Cemal Reşit Rey'deki gösterilerini kaçırdıysanız üzülmeyin, 21 Mart'ta Caddebostan Kültür Merkezi'nde bir gösteri daha yapacaklar.
Amaaaa onu da kaçırırsanız işte o zaman üzülün. Hatta öyle çok üzülün ki kafanızı vuracak duvar arayın.
Süperler, efsanelerrrrr, nefes kesiciler.
Ha bu arada, kararım kesindir, yeniden dünyaya gelirsem modern dansçı olmak istiyorum, gerisi hikaye...
*****
Haftamın en iyi filmi: "Eyvah eyvah"
Ata Demirer ortalığı yıkmış geçirmiş yine. Recep İvedik - çok afedersiniz ama bunu demezsem patlarım- öküzünün iğrenç esprilerinden sonra resmen kahkahaya doyduk.
O nasıl bir komikliktir, nasıl bir şirinliktir, nasıl bir Trakya lehçesidir, o nasıl matrak bir "senden ötürü" demektir, "evet" demektir Ata, yıktın bizi büyüksün.
Bi de atlamamak lazım Demet Akbağ fiziği ve bacakları konuşuyordu. Bak bak bitiremedim valla, ayrıca bir kadın olarak ayakkabılara da bittim.
Rolüne gelince sanki olmamış, sanki fazla abartı kalmış, Ata'nın doğallığının yanında fazla sırıtmış.
Yine de film 10 numara, DVD arşivime locadan giriş yapacaktır.
*****
Haftamın beni en sevindiren olayı:
Bunu nasıl yazsam bilmiyorum. Allayıp pullayamam, ben yazayım siz beni tebrik edin, şans dileyin, başarılar dileyin, sarılın, öpün, koklayın, benim için sevinin olur mu?
Efendim?
Tabii ki mecbur değilsiniz, tokalaşmayla da sıyırabilirsiniz.
Şu an satırlarını okuduğunuz arkadaşınız artık bir "EDİTÖRRRR ORDİNARYUS"""
Detaylar gelecek yazılarda.
*****
Haftamın en başarılı ve gelecek vaadeden çalışması:
"NeVital"in hayata geçmesine çok az kaldı. Gelişmeler önümüzdeki günlerde.
Haftamın en in mekanı: Perpa
Evet evet bildiğiniz Perpa.
Meğer ne çok işyeri, ne çok çalışan, ne çok insan, ne çok hayat, ne çok nerden alacağımı bilmediğim şey varmış orda.
Kanyon'daki saatler süren burjuva iş toplantılarımdan sonra Perpa'da çalışmak iyi geldi.
Kendimi naif hissettim, çalışkan, iş odaklı, esnaf lokantalarının değerini hatırlar, üretken ve iyi.
Ben kendimi Perpa'da çıkardığım harika iş sonucunda "çok iyi" hissettim. Darısı başınıza :)
Haftamın en çıldır gelen olayı: Perpa- Okmeydanı'ndan Mecidiyeköy AliSamiyen'in önüne 2 saatte gidince çıldır geldi. İstanbul'u bilmeyenler için bu mesafeyi söylemeyeceğim, onlara da durduk yere çıldır gelmesin.
Haftamın buluşması: YKB tozu yutanlar buluşması
Üniversiteden sonra ilk işim YKB Genel Müdürlük Kurumsal Bankacılık'tı. Satış ve pazarlama ekiplerinde çalışanlar olarak her birimiz ayrı ayrı yerlere dağıldık ama hiç kopmadık.
Kopsak bile yine birleştik.
Buluşma sonrası ekibe fotolarla birlikte gönderdiğim maili kopyalarsam beni daha iyi anlayacağınızı düşünyorum:
"Bebişler,
Dün akşam çok güzel vakit geçirdik.
Yıllar geçse de, hepimizin hayatları başka yönlere aksa da gördük ki biz hep, aynen kaldığımız yerden sımsıcak devam edebiliyoruz.
Hepinizi seviyorum ve öpüyorum."
Bu koca bebişler:
Meriç Dinçsoy, Ülkü Asma, Aslı Karayiğit, Ersegun Koçoğlu, Ayşegül Koçoğlu, Fisun Koç, Erkan Koç, Deniz Kayahan, Tunca Demirci, Sabri İnci, Serkan Polat, Candan Yılmaz, Burçak Doğan, Bahar Erduran, Sibel Mangüp, Banu Karakuş, Ahmet Burak Emel, Mert Saltık ve Hasan Kutlu ve YKB'den sonra Antalya'ya yerleşen ama hep yakınlığımızı koruduğumuz Mesut Atalay ve bendeniz.
Haftamın en çok dinlediğim şarkısı: Ziynet Sali - Rüya
http://www.youtube.com/watch?v=RkVtoaK73wQ
Dinlerken Ziynet'in sesinin yumuşaklığında akıp gidiyorum. Başka dert, gam, keder düşünmeden sözlerde yükseliyorum. Nasıl yükselmeyeyim,
şu sözlere bakar mısınız lütfen:
Benim sevgim göklere sığmadı
Yerde de kalmadı
Korudum hep dua ettim
Benim başka bir ricam olmadı
Sadece sev beni
Her gece gördüğüm o rüya gerçek olsa
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
Yazık kalbim bir daha atmadı
Aşkı da tatmadı
Ya da ben itiraz ettim
Bütün bunlar bir rüya olmalı
Sonunda mutluluk ve de sen
El ele yine gülerek
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
2. en şarkım ise: Yaşar&; Yıldız Usmanova- Seni Severdim
Yıldız'ın yorumu çok etkileyici, eh Yaşar da fena sayılmaz ;)
http://www.youtube.com/watch?v=6lBbVeGqQdA
Haftamın en kabus rüyası: Eski erkek arkadaşımın nişan yüzüğünü gözüme soka soka beni düğününe davet etmesi. Destur bismillah diye terler içinde zıpladım, hayırlara vesile olsun inşallah :)
Haftamın en beni iyi hissettiren telefonu: Tam da bu yazıyı bitirdiğim dakikalarda aylardır konuşmadığım bir arkadaşımdan gelen telefon.
Tamam arasıra ben de şımarıyorum fakat bu "yuh" dedirtecek bir tavan yapma durumudur, ilgililerin dikkatine;)
Ve haftamın en aklımı uçuran mekanı: SAW
Sabiha Gökçen Havaalanı. Israr etmeyin açıklama yapamayacağımmm...
Nes, haftayı bitiren ama yaz yaz bitiremeyen
Yazı tarihi: 07 Mart 2010
Etiketler:
Ata Demirer,
Demet Akbağ,
Eyvah Eyvah,
NeVital,
YKB,
Zeynep Tanbay
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





