Harika, harika, harika bir akşam geçirdim bu akşam.
Yemekler süüüpeeeerrrr oldu.
Döktürmüşüm haberim yok.
Saymaya başlayınca en az 10 çeşit yemek çıktı ortaya.
Bir kuş sütü eksik diyeceğim ama meslek icabı evde "Arı Sütü" zaten sebil :)
Malumunuz o da doğadaki en değerli besin, daha ne olsun;)
Çorbası, zeytinyağlısı, mezesi, eti, pilavı, salatası, ezmesi, tatlısı herşey enfes, hepsi birbirinden leziz.
İçecekler gani.
Oleeyyy, aramızda kimse içki içmiyor, sigara içmiyor, yaşasın Yeşilay.
Evim tertemiz, mis gibi, mis gibi de kokuyor. Bir yanda mumlar yanıyor, diğer tarafta mandalin ve yasemin karışımı hafif tatlı bir oda kokusu elektrik prizinden tüm eve yayılıyor dalga dalga.
Eğer mutluluk kelimesini 5 duyunla açıkla deseler "koku" kati surette benim listemin başında gelir.
Kendim güzel kokunca, saçım güzel kokunca, evim, sokağım, bahçem, arabam, içinde bulunduğum ortam, 24 saat kokusunu burnumda duyduğum o özel kişi güzel kokunca acayyiiip mutlu oluyorum.
Mutfağımdan güzel güzel yemek kokuları geliyor.
Misafirlerimin getirdiği akıl uçurucu güzellikteki çiçekler müthiiiiş kokuyor.
Velhasılı bu gece herkes, herşey güzel kokuyor.
Ve ben çok mutluyum.
*****
Zamanlama konusunda tüm son zamanlarımda olduğum gibi yine ufak bir problem yaşıyorum ama onu da düzeltcez pek tabii ki, hiç sorun değil.
Hatalı zaman planlaması home-office çalışmanın bir handikapı. Ama dediğim gibi henüz başlarda olduğum için sadece şimdilik....
Yakında Hitler bile kıskanacak dakikliğimi, haaalltttt! :p
*****
Allah'ım, bir iltifat alıyorum, bir iltifat alıyorum sormayın gitsin.
Koltuklarım kabarıyor, havalara giriyorum, 100 yıllık ev kadını artistliğine bürünüyorum.
Ama sabah kuşağı programı tipi değil, kariyer de yaparım yemek de tadında:)
Seke seke mutfakla salon arasında koşturuyorum.
"Çorbası biteeenn?"
Boşalan tabakları kapıp mutfağa geliyorum, fokurdayan tencerelerden yemekleri koyuyorum.
"İşte gelddiiiii"
Yerime oturmadan tekrar mutfağa koşuyorum.
içerden bağırıyorlar:
"E hadi gel artık, başlamak için seni bekliyoruuzz"
"Tamam, tamam geliyorum, siz beni beklemeyin başlayııınn ltfffnnnn."
"Neydi, neydiii, ne yapacaktım?"
"Hah, tamam hatırladım, fırın"
Elime geçirdiğim gibi yanmaz eldivenleri fırındaki borcamı kapıp masaya uçuyorum.
"Ta taaammm, değmesin yağlı boya, borcam sıcak"
O sırada kahkahalar yükseliyor.
Zero dolu kadehlerimiz havalanıyor: "Sağlık, mutluluk, bereket, kısmet, aşk ve Şebo'muzun karnındaki bebişe" içimizde ne dilek varsa ona içiyoruz, çın çınnnn.
Henüz aldığım yudumu yutmadan "Aaaaaa unuttum, unuttum yandı ekmekler" diye bağırarak kendimi zor atıyorum mutfağa.
Acayip neşeli bir kahkaha daha patlıyor...
*****
Saçıma, kiloma, soframa, yemeklerime, evime sürekli iltifat alıyorum.
Ve itiraf ediyorum, bu benim çoook hoşuma gidiyor, şımarıyor da şımarıyorum :))
*****
Tabaklar masadan kalkarken çayı getiriyorum.
Çay olmazsa olmaz.
Ohhh sıcacık bir yudumda hepimiz kendimize geliyoruz.
Ve sonra da gecenin anlam ve önemine...
*****
Aralarda her fırsatta ikili gruplar halinde birbirimizi tenhada kıstırıp iki lafın belini kırıyoruz; pısır pısır pısırrr.
Elinde tabakla içerden gelen üçüncü hemen atlıyor, "ne, ne, ne konuşuyorsunuz?"
Haydaaaa dön başa, başla baştan anlatmaya.
Yalçın artık sabırsızlanıyor.
"E hadi gelin başlıyorum"
Ve başlıyor Yalçın hazırladığı presentasyonu bize anlatmaya.
O anlatıyor biz dinliyoruz, şaşırıyoruz, yorum yapıyoruz, anlamıyoruz "ama nasıl yaniii?" diye soruyoruz, arada ciddiyetimizi kaybedip geyiğe sardırıyoruz.
Kendimizi ti'ye almanın doruklarına çıkıyoruz.
Yalçın "höt" der gibi bir bakış fırlatıyor hemen sus pus olup, akıllı öğrenci kıvamına geçiyoruz.
Aralarda ihtiyaç molası ya da çay/su/gazoz/kola/fanta/fruko/tatlı takviyesi için içeriye koşup sonra hemen geri gelip masadaki yerimizi alıyoruz.
Kademe kademe bir boy daha olgunlaştığımızı, olduğumuzu hissediyoruz.
Bilmediğimiz biiiir sürü şeyi öğrenip, anlamadığımız biir sürü şeyin farkına varıyoruz.
Bu her saniyesi çok değerli spiritüel eğitimin sonunda geldiğimiz nokta içimizdeki o gerçek "AŞK"ı, Mevlana'nın "AŞK"ını bir kez daha sınırsızlaştırıyor, bedenimizden, 5 duyumuzdan ve zihnimizden çok ötelere taşıyor.
"Allah birdir ve tektir. Ve bizler bu bütünün birer parçasıyız.
Olan da olmayan da bütünün hayrına olduğu için öyle olmuştur.
Bu hayata gelmemizin/tecrübe etmemizin bir sebebi vardır.
Dünya sevgiyle dönüyor.
Kendini eğitmek; bu yolda yılmadan, bıkmadan, sabrederek düzenli olarak çalışmak, ben kimimi, bu dünyadaki amacımızı sorgulamak varoluş sebebimizdir.
Ve Kuantum; yaptığın/düşündüğün her hareket/ her düşünce bir enerjidir. Enerjiler evrende kaybolmaz, mutlaka bir surette bir gün sana geri dönecektir!"
Şimdi sorarım size dostlarla geçirilen müthiş bir akşamdan, böyle süper bilgiler öğrenmekten, manevi huzur ve tatminden ve ilahi aşktan daha öte bir sebep var mıdır, benim şu an hissettiğim sonsuz mutluluğu içinde hissetmek için?
Ben bu yolda ilerlemeyi seçiyorum.
Sizin de cevabınızı duydum, yolumuz açık olsun :))
Nes, tek ve bütün!
Not: Fotoğrafta soldan sağa: Mark, Hülya, Aynur, bendeniz, Şebnem ve Yalçın.
Her ne kadar halay ekibi görüntüsü vermiş olsak da sevgi yumağı halindeyiz aslında;)
Yazı Tarihi: 07/01/2011
Bu blog'da okuyacağınız olaylar, kişiler ve mekanlar gerçek olabileceği gibi tümüyle hayal ürünü de olabilir. Bazı yazılar ruh sağlığınızı bozabilir, keyfinizi kaçırabilir, bam telinize dokunabilir. Böyle durumlarda blog yazarı Neslihan Venüs Kılıç hiçbir şekilde yazdıklarından sorumlu tutulamaz, adres gösterilemez. Siz bırakın onu bunu, şunu bilin yeter; "Yapan, yaptıran yalnız Allah'tır", gerisi hikaye...
Reiki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Reiki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ocak 2011 Cuma
Tek ve bütünüm!
Etiketler:
arı sütü,
bal,
ibadet,
meditasyon,
NeVital,
organik bal,
polen,
propolis,
Reiki,
yoga
11 Eylül 2009 Cuma
"İçimdeki Yolculuk", Yasemin Conker

(www.NeVital.com 'da Hayat Nefes, Hayat Nefis...)
Herşey "iptal, iptal, iptal"le başladı.
3 kere üstüste, aralıksız, büyük bir ciddiyet içinde söyleyeceksiniz.
Ve ettiğiniz lafların gücüne inanacaksınız.
Nasıl mı?
Diyelim ki biri ya da birşey hakkında kötü bir şey söylediniz veyahut aklınızdan geçirdiniz.
Olayın ana felsefesi: "ne düşünürsen onu çağırır ve yaşarsın" olduğu için hayatınızdaki tüm olumsuzluklardan kurtulmak.
Ölsen, gebersen, yansan, kül olsan yine de negatiflik yok, kötü düşünmek yok, sinirlenmek, öfkelenmek, üzüntüden erimek bitmek, şımarmaktan sırım sırım sırıtmak yok.
O yok, bu yok.
Herşeyin en harikasını yaşamak istiyorsan hiç çaren yok kanatsız melek olacaksın.
Biri seni yerle yeksan mı etti, arkandan çevirmediği iş bırakmadı; aldattı, salak yerine koydu, zerre kadar değer vermedi, tüm iyi niyetine rağmen seni enayi mi belledi?
Gözlerini oydu, yüreğini deldi, sırtından bıçakladı, güvendiğin dağlara karlar mı yağdırdı?!
Canım dediklerin sana "canın çıksın" mı dediler?
Tüm dünya, olaylar, onlar bunlar üzerine üzerine geldikçe geldi sana nefes alacak yer bırakmadılar mı?
Ne yapacaksın biliyor musun?
"Şükredeceksin" ve ona "teşekkür edeceksin"
Sana bunları tecrübe ettirdiği, seni bu yolda eğittiği, yoluna çıktığı ve sana aynalık yaptığı için.
Ha olur da bu şükür esnasında, içinden en ufak bir fesatlık geçerse de anında "iptal, iptal, iptal" diyerek olumsuz düşünceleri savsaklayacaksın.
Cık cıkk cııkkk, çok yanlış.
Doğru neydi?...
"Teşekkür ederim"
Çünkü sen insan değilsin ya;
Meleksin, yeryüzünde yaşayan ama çoktan göğe yükselmiş kanatsız bir melek...
İşte bu mantraya girişimiz sevgili arkadaşım Hülya'nın büyük ciddiyetle, bizimse matrağını en tepe noktada yaptığımız bu "iptal"lerle yol aldı...
*****
Ben inançlı bir insanım.
Allah'a inanıyorum.
Üstelik inançla ilgili en gelişmiş duygum, minnet ve şükretme duygularıdır...
İnancımı Allah'la tek başıma bir ilişki içinde yaşıyorum.
Bu sebepledir ki en kendimi unuttuğum zamanlarda onunla başbaşa kalma ihtiyacını içimde şiddetli bir şekilde hissederim.
Bedenimi taşımanın içime ağır geldiği, aklıma zarar verdiği noktalarda ancak bu müstesna birlikteliğin derinlerine tutunarak yakalayabilirim şimdiki zamanı...
Bu birlikteliğin gösterişe de, ispata da, kurallara da dahil olmaması gerektiğine inanırım.
Ve samimi hissiyatım ayakta kalma gücümü bu gerçektelikten aldığım yönündedir.
İşte tüm bu sebeplerden 40 yıllık "tövbe, tövbe, tövbe"nin yerini "iptal, iptal, iptal" in alması garibime, komiğime gitti benim kısaca.
*****
Biz eğlene duralım bu konulara uzun zamandır sıkı zaman ve enerji harcayan Hülya işin komik boyutundan öte mantrasını bize anlatmak ve aydınlatmak üzere hiç bezmeden uğraşıyordu.
Tüm abuk sabuk ve geyiğin doruğundaki sorularımıza bıkmadan cevap veriyor, yaşadığımız her durumu bu çerçevede yorumlamaya çalışıyordu.
Hülya'nın hayatındaki inanılmaz değişiklikleri bir bir tecrübe ettikçe biz de ufak ufak merak salmaya başlamıştık konuya.
Ve bir akşam iş çıkışı apar topar kendimizi hocaların hocası Nil Avunduk'un seminerinde bulduk.
Büyük ve kalabalık bir sınıfta herkes Nil Avunduk'u dikkatlice dinliyor, saçma olup olmadığına aldırmadan aklına gelen her soruyu soruyordu.
2 saate yakın interaktif bir şekilde devam eden seminerin son yarım saatinde ise kısa bir meditasyon yapıldı.
Hem seminer hem meditasyon o an için bana pek etki etmese de biraz daha bilgi sahibi olmanın zararı olmaz diyerek Nil Avunduk'un öğrencilerinden, hoca Yasemin Conker'in orada satılan kitabı "İçimdeki Yolculuk"u satın aldım.
***
"İçimdeki Yolculuk" aylardır elimin altında 2 hatta çoğu zaman 3.kitap olarak bu maceramda bana eşlik ediyor. Zaman zaman 20-30 sayfa okuyor, sonra 2-3 hafta kenara kaldırıyor sonra yine okuyordum.
Ve nihayet bugün bitirdim.
Kitap bittiğinde, şu an yaşadığım zor günlerin de etkisiyle aklım karmakarışık.
İşin doğrusu öğretileri çok doğru fakat uygulaması da bir o kadar zor.
Belki ne demek istediğimi anlarsınız diye kitaptan bazı başlıkları/cümleleri buraya ekleyeceğim:
"Anladım. Sevgi dışarıdan alınacak bir şey değil. İçeriden harekete geçirilecek bir şey. Ben kendimi sevmeyi şu anda başlatıyorum. Sevgiyi ta içimde, bütün hücrelerimde hissediyorum. Ben kendimi her halimle kabul ediyorum ve seviyorum."
"Çıktığım yere doğru, Allah'a sevgiye dönmeye başladım"
"Yanlış diye bir şey yok. Yaşadığımız her şey o an ihtiyacımız olan deneyim. Herkes ve her şey, bizim, kendimizi anlamamız için bir araç."
"İçimdeki korkuları sevgiye dönüştürdükçe, zihnimi temizledikçe, bağlarımı bıraktıkça biliyorum ki evren bana, istediğim her şeyi istediğim anda verir. Ve ben her adımında geleceğimi sevgiyle yaratırım."
"Herkesin ve her şeyin gitmesine izin vermektir sevgi. "Gelirse de güzel, giderse de güzel" diyebilmektir."
"İyiyle kötüyü bir ettim. İyi diye bir şey yok. Kötü diye bir şey yok. Her şey tam olması gerektiği gibi. Her şey bir deneyim. Her şey oyunda kendimizi görmemiz için".
"Hiç kimse olmaya çalışmıyorum. Sadece kendim olmayı öğreniyorum. Kendi ritmimde, kendi içimde ilerliyorum."
"Sadece oluyorum. Olanı olduğu gibi kabül ediyorum. Sevgi olmanın bilişine geçiyorum. SEVGİ İZİN VERMEKTİR. Sevgi kazanan değil sadece izleyendir."
Ve daha niceleri...
Şimdi ben yaşadığım ağır günlerde üzülür, hüzünlenir, ağlarken bu cümleleri sindirmeye, mantraya teslim olmaya, Allah'ın elini üstümde hissetmeye çalışıyorum.
Direnmeden kendimi akışa bırakmaya, kabüllenmeye...
"Herkesin ve her şeyin gitmesine izin vermektir sevgi. Gelirse de güzel, giderse de güzel."
Sizce de öyle mi, ne dersiniz?
Nes, the mantra
www.NeVital.com (Hayat nefes, hayat nefis...)
Yazı tarihi: 11 Eylül 2009
Etiketler:
arı sütü,
bal,
Günlük,
içimdeki yolculuk,
Nil Avunduk,
organik bal,
polen,
propolis,
Reiki,
Yasemin Conker
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
